21 Ara Öğretmenlik Meslek Değil, Yaşam Biçimidir
Emekli matematik öğretmeni Meral Yılmaz, 25 yıllık meslek hayatını, idealist öğretmenliğini ve Konya Kız Öğretmen Okulu’ndaki anılarını Şehir Sohbetleri’nde Alaaddin Aladağ’a paylaştı. “Öğretmenlik meslek değil, yaşam biçimidir” diyen Yılmaz, bugün de torunlarına ilim ve irfan aşılamaya devam ediyor.
Meral Yılmaz kimdir. Bize hayat hikâyenizden bahsedebilir misiniz?
1977 yılında Selçuk Eğitim Enstitüsü Matematik Bölümü’nden mezun oldum. 25 yıl öğretmenlik yaptıktan sonra emekli oldum. Ardından iki yıl da bir dershanede çalıştım. İlk görev yerim Kız Öğretmen Okulu idi. İki yıl orada görev yaptım. Müdürümüz Emine Hanım’dı. Daha sonra bu görevi Demir Ali Göker devraldı. Ardından Akşehir İmam Hatip Lisesi’nde iki yıl, sonrasında tekrar Konya Karma Ortaokulu’nda görev yaptım. Mesleğimi çok severek icra ettim.
Emekli olduktan sonra çeşitli el sanatları kurslarına katıldım ve üretmeye devam ettim. Boyama, takı, dikiş, nakış gibi alanlarda kendimi geliştirdim. Kitap okumayı, yürüyüş yapmayı ve sanatsal faaliyetleri çok severim. Bu arada üç çocuğum ve beş torunum oldu.
Eşim Prof. Dr. Durmuş Yılmaz, sekiz kitabı olan çok iyi bir tarihçiydi. Onunla birlikte tüm dünyayı gezdik. Suriye, Kıbrıs ve Yunanistan’a seyahatler yaptık. Ayrıca eşim Türkmenistan’da da hocalık yaptı. Onunla birlikte edindiğimiz kültürel birikimi şimdi torunlarıma aktarıyorum. Hâlen beş torunumu büyütüyorum.
Konya Kız Öğretmen Okulu’na ilk adımınızı attığınız günü hatırlıyor musunuz? O günkü atmosfer nasıldı?
Konya Kız Öğretmen Okulu’na ilk gittiğimde çok heyecanlıydım. İlk görev yerimdi ve pırıl pırıl genç kızlar öğrencilerimdi. Ben ise idealist bir öğretmendim. Tertemiz bir bahçenin içinde, yüksek duvarları olan çok güzel sınıflarda ders yapıyorduk. Okulun atmosferi, eğitim binası olması ve içindekilere verdiği his gerçekten muazzamdı.
Okulun fiziksel yapısı, sınıfları, kütüphanesi ve yatılı yaşamı hakkında bize biraz bilgi verebilir misiniz?
Okul, iki katlı bir ana bina, yatakhane ve arka tarafta yer alan spor salonundan oluşuyordu. Spor salonunda voleybol ve basketbol müsabakaları yapılırdı, biz de onları izlerdik. Öğretmenler odası girişin sol tarafındaydı; tıpkı Gazi Lisesi’ndeki gibi. Giriş katında yemekhane ve mutfak yer alıyordu. Mutfakta büyük bir kuzine üzerinde devasa tencerelerde yemekler pişerdi. Yemekhanenin iç mekânı oldukça etkileyiciydi.
Bir gün, yemekleri protesto eden öğrencilerin direnişini kırmak amacıyla, müdüre hanım menüye balık kızartması ekledi. Kokuyu duyan öğrenciler, protestolarından vazgeçip yemeğe katıldılar. Bu davranışı, müdüre hanımın akıllıca bir tutumuydu.
Üç katlı yatakhanede gece nöbetinde yalnızca bir öğretmen kalırdı. Kapıda da bir nöbetçi bulunurdu. Bayan öğretmenler gece, erkek öğretmenler ise gündüz nöbet tutardı. Her 15 günde bir bana sıra geldiğinde okulda yatıyor ve sabah kahvaltısına nezaret ediyordum.
İlk nöbetimde mutfağa indiğimde müdüre hanımla karşılaştım. “Öğretmenimin ilk nöbeti nasıl geçiyor, görmeye geldim,” dedi. Stajyerliğim orada sona erdi ve okula pasta dağıttım. İlk müfettişimi de orada gördüm. Bana “Kaç yıllık öğretmensiniz?” diye sorduğunda büyük bir gurur duydum çünkü henüz üç aylık bir öğretmendim.
O dönemlerde kadın öğretmen olmanın sosyal karşılığı neydi? Zorlukları ve gurur duyduğunuz anlar oldu mu?
Öğretmenlik yaptığım dönemde evliydim ve okula yürüyerek gidip gelirdim. Sabahları, kar kış demeden, İhsaniye’den Kız Öğretmen Okulu’na yürüyerek giderdim. Yatılı okul olduğu için hafta sonları bahçede öğrencilerimle birlikte kısır yapar ve birlikte yerdik. Ben 21 yaşındaydım, onlar da 16-17 yaşlarındaydılar. Bu nedenle onlarla çok iyi anlaşırdık.
Sizin için okulun bir simgesi olan bir nesne, koku ya da ses var mıydı?
Benim için en önemli yer, Atatürk büstünün önüydü. Her sabah orada toplanır, İstiklal Marşı’nı o merdivenlerde hep birlikte söylerdik. Bahçesi çok güzeldi; güllerle ve diğer ağaçlarla doluydu, her zaman bakımlıydı. Bina da çok güzeldi; kırmızı taşları ve çizgileriyle hâlâ hafızamdadır.
O dönem okulda uygulanan eğitim yöntemlerinden hangisi sizi en çok etkilemişti?
Ben yeni öğrendiğim bilgilerle onlara faydalı olmaya çalışırken, onların da almaya hazır, idealist öğrenciler olduklarını düşünüyordum. Öğle ve akşam yemeklerinde bir araya geldiğimizde, “Afiyet olsun hocam,” demeden geçmezlerdi. Selam vermeden yanımızdan geçtiklerini hiç hatırlamam. Öğretmenler olarak bir masada otururduk ve öğrencilerimizle her zaman selamlaşırdık.
Öğretmenlik mesleğine bir “kutsiyet” atfedilen yıllarda yetiştiniz. Bu bilinç size nasıl yansıdı?
Elbette öğrencilerimizle sadece dersleri değil, özel anları da paylaştık. Milli bayramlardan önceki haftalarda, Atatürk ile ilgili anekdotlar ve marşları hep birlikte söylerdik. İlk 10 dakikayı bu etkinliklere ayırır, ardından derse geçerdik. Hâlâ “Ey vatan, gözyaşların dinsin, yetiştik çünkü biz” sözlerini söylerken çocukların sesleri kulaklarımda çınlar.
“Öğrencilerime sadece ders değil, değer de öğrettim” dediğiniz özel anılarınız oldu mu?
Sadece kız öğrencilerin olduğu bir okulda okumanın avantajları ve dezavantajları nelerdi?
Sadece kız öğrencilerin bulunduğu bir okulda okumanın herhangi bir dezavantajı olduğunu düşünmüyorum. Erkek öğretmenlerimiz, kız-erkek ayrımı yapmazdı. Kız öğrenciler her zaman öğretmenlerine saygılıydı; öğretmenler de onlara.
Sizi derinden etkileyen bir öğretmeninizin ya da öğrencinizin hikâyesini bizimle paylaşır mısınız?
Sonraki yıllarda mezun olan öğrencilerimle hep güzel öğretmen-öğrenci ilişkilerimizi konuştuk. Ben okuldan ayrıldıktan sonra, öğretmen okullarının öğretmenlik hakkı kaldırıldı ve mezunlar düz lise mezunu sayıldı. Bu durum hiç hoş olmadı. Çünkü onlar öğretmen olmak için yetiştirilmişlerdi; her biri bir enstrüman çalar, öğretmenlik formasyonuyla mezun olurlardı. Düz lise mezunu olarak değerlendirilmeleriyle haklarının yendiğini düşünüyorum.
Eğitim sisteminde onlarca yıl geçirdiniz. Sizce en büyük kırılma hangi dönemde yaşandı?
Sınıf geçme kararlarının veliye bırakılması, kurul kararıyla geçme uygulaması ve not sisteminin her yıl değişmesi, öğretmenin saygınlığını azaltmış ve eğitimin kalitesini düşürmüştür. Öğretmen maaşları da yıllar içinde düşmüş, neredeyse asgari ücretle eşit hale gelmiştir. Eskiden emekli olan bir öğretmen emekli ikramiyesiyle ev alabilirken, ben emekli olduğumda bu miktarla bir evin ancak dörtte birini alabiliyordum.
Öğretmenlikten emekli olduktan sonra öğretmenlik kimliğinizle kurduğunuz bağ nasıl devam etti?
Arkadaşlarımla görüşmeye devam ettim. Öğrencilerimle de düzenli olarak iletişim kurdum. Hayatımın her alanında öğretmenlik yapmaya devam ettim; komşularımla, torunlarımla, dostlarımla… Çünkü öğretmenlik, öğrenilen şeyleri başkalarına öğretme isteğidir. Bu istekten asla vazgeçmeyeceğim. Okuduklarımı, öğrendiklerimi çevremdekilerle paylaşmayı seviyorum ve bunun mesleğimin bir gereği olduğunu düşünüyorum.
Eski mezun arkadaşlarınızla halen görüşüyor musunuz? Aranızda nasıl bir dayanışma ve bağ var?
Selçuk Eğitim mezunu arkadaşlarımla ve Kız Öğretmen Okulu’ndan meslektaşlarımla hâlâ görüşüyorum. Sosyal medya grupları üzerinden haberleşiyor ve buluşmalar düzenliyoruz. Görev yaptığım okulda her yıl bir araya gelir, birlikte yemek yer, anılarımızı anlatır, bir fotoğrafla bunu ölümsüzleştirirdik.
Ancak okul statü değiştirince artık okul binasına giremez olduk. Eski günlerdeki gibi toplanıp okulda yemek yiyemiyoruz. Artık o okulun adından bile eser kalmadı.
Eğer Konya Kız Öğretmen Okulu’nun bir duvarına bir cümle yazma şansınız olsaydı, ne yazardınız?
Okulun duvarına yazmak istediğim söz şudur:
“Kızlar okumalı, çünkü ülkemiz ancak ilim ve irfanla yükselir. Bunun yolu da kız çocuklarının okumasından geçer.”
Sizce unutulmaması gereken “öğretmenlik ilkesi” nedir?
Bir devlet, öğretmenine değer verdiği sürece medeni bir devlet olur.
Röportaj: ALAADDİN ALADAĞ
Sorry, the comment form is closed at this time.