21 Ara Selçuklu İzlerini Heykele Taşıyor!
“Şehir Sohbetleri” serisinin bu haftaki konuğu, Konya’nın tarihî ve kültürel mirasını eserlerine yansıtan genç sanatçı Sümeyye Eylül Yıldırım oldu. Heykel ve resim alanında çift anadal yaparak başladığı sanat yolculuğunu, Selçuklu çinilerinden Dede Korkut hikâyelerine uzanan bir ilham hattında sürdüren Yıldırım, çalışmalarında geçmişin izlerini çağdaş bir yorumla günümüze taşıyor. “Minyatürden Figüre” adlı sergisiyle dikkat çeken sanatçı, Selçuklu estetiğini heykel diliyle buluşturma sürecini ve geleceğe dair hedeflerini Aladağ’a anlattı.
Sümeyye Eylül Yıldırım Kimdir? Hayat Hikâyenizden biraz bahsedebilir misiniz?
1995’te Konya Selçuklu’da doğdum. 2017 yılında Selçuk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nden çift anadal yaparak hem Heykel hem de Resim bölümlerinden mezun oldum. 2021’de yüksek lisansımı tamamladım. Şu an Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi’nde Sanatta Yeterlik eğitimime devam ediyorum. Doktora tezimi ise Dede Korkut hikâyelerindeki karakterlerin hiperrealist silikon heykelleri üzerine çalışarak sürdürüyorum.
Konya’nın tarihî ve kültürel zenginliği, çocukluğumdan beri bana ilham verdi. Taşlarda, çinilerde, minyatürlerde gördüğüm izler zamanla eserlerime yön verdi. Çalışmalarımda Konya’nın Selçuklu mirası hep ön planda oldu. Selçuklu sultanlarının yeniden yüzlendirilmesi projesinde çok değerli hocam Prof. Dr. Mutluhan Taş ile birlikte çalışmak bana teknik ve sanatsal açıdan çok şey kattı. Hocamla aynı müzede sergimizin yer alması da benim için büyük bir gurur.
Benim için Selçuklu sadece bir dönem değil; köklerimle bağ kurduğum, geçmişle bugünü buluşturduğum bir sanat dili. Gelecekte bu yolculuğu Çatalhöyük figürlerini çağdaş heykel diliyle yorumlayarak ve Dede Korkut hikâyelerinden esinlenen eserlerle sürdürmeyi hedefliyorum.
Sanat benim için, geçmişle gelecek arasında bir köprü kurmak ve memleketim Konya’nın tarihini, kültürünü ve Türk kültürünü günümüze taşımak, sahip çıkmak demek.
Selçuklu saray çinileri sizin için nasıl bir ilham kaynağı oldu? İlk temasınız nasıl gerçekleşti?
Selçuklu çinileriyle ilk temasım öğrencilik yıllarımda oldu. Konya’da doğup büyümem, bu eserlerle doğal bir bağ kurmamı sağladı. Müze ziyaretlerinde karşılaştığım saray çinilerindeki renk, form ve semboller, bende zamanla bir sanat dili oluşturdu. Onları sadece dekoratif bir unsur olarak değil, dönemin dünya görüşünü, estetik anlayışını ve güç simgesini aktaran birer görsel metin gibi gördüm.
Çinilerin sembolik ve estetik yönlerini heykel sanatına aktarma sürecinizde sizi en çok etkileyen unsur neydi?
En çok beni etkileyen şey, bu çinilerin sadece süsleme amaçlı yapılmamış olmasıydı. Her figür, her motif bir anlam taşıyor. Aslan, kartal, grifon gibi figürler gücü, koruyuculuğu; geometrik desenler ise düzen ve sonsuzluğu simgeliyor. Benim için bu anlamları heykel diline taşımak, onları yeniden “canlı” kılmak gibi bir süreçti.
Tarihî bir mirası günümüz plastik sanatlarıyla buluştururken “yeniden yorum” ile “özgünlük” arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz?
Burada benim için önemli olan, geçmişi birebir kopyalamak değil; onun ruhunu çağdaş bir ifade diliyle yeniden yaşatmak. Figürlerin özündeki anlamları korurken, form ve malzeme seçimlerimle günümüze ait yeni bir yorum katıyorum. Bu şekilde hem özgünlüğümü hem de tarihle olan bağımı sürdürebiliyorum.
Kubadabad Sarayı’nın çinileri, Selçuklu sanatının en güçlü estetik ifadelerinden biri kabul ediliyor. Sizin çalışmalarınızda bu sarayın nasıl bir etkisi oldu?
Kubadabad Sarayı çinileri benim için bir referans noktası oldu diyebilirim. Çünkü bu çinilerde Selçuklu sanatının en yoğun sembolik diliyle karşılaşıyoruz. Oradaki figürler ve motifler, bana sadece bir estetik miras sunmadı; aynı zamanda Selçuklu saray hayatının, inançlarının ve dünya algısının da ipuçlarını verdi. Bu yüzden eserlerimde Kubadabad’ın izini her zaman hissetmek mümkün.
Serginin adını taşıyan “Minyatürden Figüre” kavramı, sanatsal yolculuğunuzda neyi ifade ediyor?
“Minyatürden Figüre” aslında benim sanat yolculuğumun bir özeti. Minyatürlerde gördüğüm iki boyutlu figürleri üç boyutlu dünyaya taşımak, onlara farklı bir soluk kazandırmak demek. Bu süreç, tarihe olan merakım ile heykel sanatındaki üretim dilimi bir araya getiren en önemli kavramlardan biri oldu.
Heykellerinizde Selçuklu çinilerinin motiflerini sadece süsleme olarak mı kullanıyorsunuz, yoksa onlara yeni bir anlatı kimliği mi yüklüyorsunuz?
Motifleri hiçbir zaman sadece bir süsleme öğesi olarak görmedim. Onlara yeni bir anlatı kimliği kazandırmaya çalışıyorum. Figürleri heykelleştirirken, arkasındaki sembolik anlamı da günümüz izleyicisine aktaracak bir kurguyla sunuyorum. Yani çini motifleri, benim işlerimde bir dekor değil; bir hikâyenin taşıyıcısı oluyor.
Kullandığınız malzemeler ve teknikler hakkında biraz bilgi verir misiniz? Bu seçimlerin tarihî çini estetiğiyle nasıl bir ilişkisi var?
Çalışmalarımda genellikle plastilin ve polyester malzemeler kullanıyorum. Aynı zamanda yüzeyde boya ve patina tekniklerinden de yararlanıyorum. Bu seçimler, Selçuklu çinilerindeki renklerin ve yüzey etkilerinin heykelde de karşılık bulmasını sağlıyor. Geleneksel ile modern arasında bir köprü kurmak tam da bu noktada önem kazanıyor.
Selçuklu sanatındaki minyatür, figür ve çini üçgenini bir araya getirirken ortaya çıkarmak istediğiniz ana düşünce nedir?
Aslında çıkış noktam; Anadolu’nun tarihî hafızasını günümüze taşıyacak yeni bir görsel dil oluşturmak. Minyatür, figür ve çiniyi bir araya getirirken, geçmiş ile bugün arasında bir diyalog kurmak istiyorum. İzleyici, eserlerimde hem Selçuklu estetiğini görsün hem de çağdaş bir sanat yapıtıyla karşı karşıya olduğunu hissetsin istiyorum.
Heykel ile yolculuğunuzda bu sergi sizce nasıl bir eşik veya dönüm noktası?
“Minyatürden Figüre” benim için çok önemli bir eşik. Çünkü bu sergi, kişisel sanat yolculuğumun hem akademik hem de sanatsal boyutunu bir araya getirdi. Yıllardır üzerinde düşündüğüm, araştırdığım konular ilk kez bu kadar bütünlüklü bir şekilde izleyiciyle buluştu. Bundan sonra üreteceğim işlerin de temelini bu proje oluşturuyor.
Gelecekte hangi tarihî ya da kültürel mirasları sanatınızın parçası hâline getirmeyi arzuluyorsunuz?
Gelecekte Çatalhöyük figürleri üzerine çalışmalar yapmayı planlıyorum. Anadolu’nun en eski kültürlerinden birinin figürlerini çağdaş bir heykel diliyle yeniden yorumlamak, benim için çok heyecan verici bir hedef. Aynı zamanda farklı medeniyetlerin izlerini taşıyan Anadolu coğrafyasındaki pek çok tarihî miras da ileride işlerime ilham kaynağı olacak.
Röportaj: ALAADDİN ALADAĞ
Sorry, the comment form is closed at this time.