21 Ara Bir Köy, Bir Seçim ve Kameranın Sessizliği
Bakış açısını kameraya yansıtırken görülmeyen boşlukları da insanın içinde hissettiren Yıkılmak isimli belgeselin görüntü yönetmeni Hakan Akgün, bu çekimin gösterdiği kadar saklayan ve boşlukları bilinçli olarak koruyan bir yapım olduğunu ifade etti.
Hakan Akgün kimdir? Hayat Hikâyenizden biraz bahsedebilir misiniz?
Merhabalar, 1989 yılında İzmir’in Bergama ilçesinde doğdum. Eğitim hayatımın lise kısmına kadar olan zamanı Bergama’da tamamladıktan sonra 2007 yılında Konya’ya gelerek Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü’nden 2012’de mezun olarak lisans eğitimimi tamamladım. Yıllar önce adım attığım kariyer yolculuğuna daha kararlı bir şekilde devam ettim. 2009 – 2021 yılları arasında çalışmış olduğum özel sektör firmalarında; ulusal, uluslararası ve yerel pek çok prodüksiyon projelerinde sinema filmi, belgesel film, reklam filmleri, tv dizileri gibi farklı alanlarda kamera operatörlüğü ve görüntü yönetmenliği yaptım.
2021 yılından sonra freelance olarak çalışmaya başladım ve bu dönemde TRT Belgesel ’in ‘’Şehirden Uzakta’’ programı başta olmak üzere birçok yapımda yer aldım. 2023’te Konya’da kurucu ortaklarından biri olduğum ‘’Anatolia Drama Art’’ Reklam Ajansı ile hem ticari hem yaratıcı üretimlerimi sürdürüyorum. Işığın ve hikâyenin peşinde yeni görsel dünyalar kurmaya ise aynı heyecanla devam ediyorum.
“Yıkılmak” çok katmanlı bir isim. Sizce bu film, sadece bir hikâyeyi değil, aynı zamanda bir duyguyu, hatta bir çöküş hâlini görüntüyle anlatıyor. Filmin ‘yıkılma’ duygusunu görüntü diline nasıl taşıdınız?
“Yıkılmak” belgeseli Düziçi ilçesinin Pirsultanlı köyünde geçiyor, bu coğrafyada siyasi rekabetin yenilgisini, itibarın sarsılışını, hatta bazen bir soyadının ağırlığının altına gömülmeyi ifade eden çok katmanlı bir hâl.
Gözlemci bir anlatım tercih ettiğimiz için kamera hiçbir zaman taraf olmadı; köyün ritmine, insanların gündelik akışına kendini bırakan, sanki oranın bir sakiniymiş gibi davranan bir konum benimsedi.
Yönetmenle görsel tasarım üzerine ilk konuştuğunuzda, film için hayal edilen atmosfer nasıl tanımlanmıştı? Bu hayal sizce ortaya çıkan nihai görüntülere nasıl yansıdı?
Yönetmenimiz Mehmet Ali Sevimli, bu hikâyeye kendi coğrafyasında birebir şahit olmuş biri.
Bu yaşanılan gerçekliği bana ilk anlattığında evet farklı gelmişti, ama biz ne zamanki hocamız ile keşif için gittiğimiz köyde tanıştığımız karakterleri, yöre halkını ve o inancı gördüm, işte o zaman benim için gerçek bir heyecan uyandıran proje haline geldi.
İlk konuştuğumuz anda atmosferi anlatırken hep şunu vurguladı: “Yöre halkı için bu yarış bir seçim değil, bir varlık meselesi.” Bu cümle görüntü dilinin temel referansı hâline geldi. Kamera hep gözlemde kaldı, hep tanık pozisyonundaydı… yıllardır süregelen bir kültürel refleksin yansımasıydı.
Filmin duygusal yükünü izleyiciye aktarmak için renk paleti, kontrast, ışık gölge geçişleri gibi unsurları nasıl belirlediniz? İzleyicinin bilinçaltına dokunan bir görsel stratejiniz oldu mu?
Filmin duygusal yükü, aslında köyün kendi içinde saklıydı. Bu yüzden bizim için o coğrafyanın doğal tonları önceliğimiz oldu. Biz de bu doğal paleti koruyup biraz daha mat, biraz daha doygunluğu azaltılmış hâle getirerek filmin içsel gerilimini bilinçaltına yerleştirdik.
Karakterlerin iç dünyasını yansıtırken kamera konumunu, hareketlerini ve ritmini nasıl kurguladınız? Durağan ya da hareketli kamera tercihlerinizde hangi psikolojik etkileri gözettiğinizden bahseder misiniz?
Kamera ekibimizle ile birlikte karakterlerin iç dünyasını kurarken, kamerayı bir “yorumcu” değil, bir “tanık” gibi konumlandırdık. Kamera ekibimiz 6 kişiden oluşuyordu. Biz her olayın tanıklığına şahit olmak için ekibimizi ikiye böldük ve böylelikle iki muhtar adayımızın seçim sürecinde her anını kayıt altına aldık. Yapmış olduğumuz röportajlar esnasında sabit kameralar kullanırken, filmi büyük bir bölümünü aktüel çekimlerimiz ile tamamladık.
Yıkılmak”ta mekânlar sanki sadece fon değil, aynı zamanda duygusal birer aktör gibi görünüyor. Mekânları dramatik bir anlatım aracına dönüştürürken nasıl bir görsel yaklaşım izlediniz?
“Yıkılmak ”ta mekânlar benim için sadece bir arka plan değil, karakterlerin ruh hâlini sessizce yansıtan ikinci birer aktördü. Pirsultanlı’ nın sokakları, duvarları, tozlu yolları, muhtarlık ofisleri… Hepsi hikâyenin duygusunu kendi dokularında taşıyordu. Köyün doğal düzenine hiç müdahale etmeden, olduğu gibi kabul eden bir estetik kurdum.
Bazen sıkışık bir sokak kadrajı karakterin içsel daralmasını anlatırken, bazen geniş bir ova planı yalnızlığı daha da büyüttü.
Filmde düşüş, kırılma, yalnızlık veya direnme ânlarını ışıkla nasıl ifade ettiniz? Işık sizin için estetik bir araç mıydı, yoksa anlatının asli karakterlerinden biri miydi?
Filmde ışık yaklaşımını belirlerken en temel çıkış noktamız, çekimlerin büyük bölümünü köyün doğal gece ortamında yapmamızdı. Çünkü seçim öncesi hareketlilik, tansiyon ve ilişkilerdeki görünmez gerilim özellikle geceleri ortaya çıkıyordu; gündüz ise köy belirgin bir sakinliğe bürünüyordu. Bu iki atmosfer arasındaki teknik farkı görüntü diline birebir yansıtmayı hedefledim. Gece sahnelerinde, yapay bir ışık atmosferi kurmak yerine köyün kendi ışık kaynaklarını, sokak lambaları, ev içinden sızan ışıklar, araç farları, ana referans olarak kullandım. Bizim müdahalemiz minimumda kaldı
Gündüz sahnelerinde ise köyün sakinliğini yansıtmak adına tamamen doğal ışık tercih ettim.
Bu yaklaşımın sonucunda ışık,
Gece: hareket, gerilim, yoğun duygu.
Gündüz: sükûnet, bekleyiş, görünmeyen tansiyon, hissiyatını oluşturdu.
Görüntü yönetmeni olarak çekim sürecinde sizi görüntü açısından en çok zorlayan sahne ya da sekans hangisiydi? Çözümü nasıl bir yaratıcı yöntemle buldunuz?
Çekim sürecinde, 3 haftalık zamanda her çekim anımız zor geçen bir serüvendi. İki adayın seçim sürecinde içlerindeydik ama tarafsız olmamız sebebiyle de bir o kadar onlardan uzaktaydık.
Bizi görüntü açısından en çok zorlayan bölüm, hiç şüphesiz köydeki seçim günüydü. O günün gerginliği, belirsizliği ve duygusal yoğunluğu sahada birebir hissediliyordu. Hem ortamda sürekli bir hareket vardı hem de sonuçların açıklanacağı ana yaklaştıkça tansiyon görünmez şekilde yükseliyordu.
Seçim günü hem teknik hem psikolojik açıdan filmin en zorlayıcı bölümüydü. Ama tam da bu zorluk, sahnelerin gerçekliğini güçlendirdi. Kalabalığın içindeki duyguyu kaçırmamak için zoom lensler kullanarak hem bireyleri hem de topluluğun genel atmosferini aynı anda yakaladım.
Bazı filmler görüntüyü sadece göstermez, aynı zamanda saklar; boşluk bırakır. Sizce “Yıkılmak” görüntü anlamında gösterdiği kadar saklayan bir film mi?
“Yıkılmak” benim için sadece gösteren bir film değil; en az gösterdiği kadar saklayan, boşlukları bilinçli olarak koruyan bir yapım. Çünkü köydeki muhtarlık yarışı, açıkça konuşulan kadar örtük olan duygularla, ima edilen ilişkilerle ve sessiz gerilimlerle ilerleyen bir süreç. Bu kültürel gerçeklik, görüntü diline de birebir yansıdı. Yönetmenimizin kurgu dokunuşları, sessizliğe ve izleyicinin zihnindeki tamamlamaya bırakıldı.
Sizce “Yıkılmak” bir görüntü yönetmeni olarak sizin sinematografik yolculuğunuzda nasıl bir iz bırakacak? Bu film, sizin görsel hafızanızda nerede duruyor?
“Yıkılmak”, benim sinematografik yolculuğumda özel bir yere sahip.Köyün içinde haftalarca yaşamak, köy halkıyla kurduğumuz samimi ilişki, ekibin uyumu…
Bu proje bana şunu öğretti: Bazen görüntü yönetmenliği, sadece kadraj kurmak değil; bulunduğun ortamla duygusal bir bağ kurmak, o dünyanın bir parçası olmak. Köyün ritmini hissetmeden, o insanların nabzına girmeden böyle bir filmi çekemezdik.
Bugün filmimiz festivallerde dolaşmaya devam ediyor. Artık sadece bize ait bir film değil; halkın, izleyenin, o köyde yaşayanların da hikâyesi.
Benim görsel hafızamda ise “Yıkılmak”, kameranın hem tanık hem yol arkadaşı olduğu, duyguyu sahada birebir yaşadığım nadir işlerden biri olarak duruyor.
Kendi sinema dilini, kendi ışığını, kendi kadrajını arayan genç görüntü yönetmenlerine “Yıkılmak” deneyimi üzerinden ne söylemek istersiniz?
Bu soruya verebileceğim en doğru cevap aslında meslek hayatım boyunca hep dile getirdiğim iki kelime: Bakış açısı.
Kendi sinema dilinizi ararken önce dünyayı izlemeyi, anlamayı ve okumayı öğrenmeniz gerekiyor. Anadolu’da bu işi yapmak gerçekten kolay değil; 16 yılı geride bırakırken imza attığım birçok projede bu zorlukları birebir yaşadım. Ama tam da bu zorluklar bizi geliştiren, yeni tecrübeler kazandıran çalışmalar oldu.
O yüzden genç meslektaş adaylarına en büyük tavsiyem şu:
Bakış açınızı geliştirin.
Işığa, insana, mekâna, hikâyeye nasıl baktığınız değişirse, ürettiğiniz görüntü de değişir. Teknik her zaman öğrenilir; asıl farkı yaratan, dünyayı nasıl gördüğünüzdür.
Bakış açısını büyüten, derinleştiren herkesin er ya da geç başarıya ulaşacağına yürekten inanıyorum.
Öncelikle bu röportaj için Konya Bülteni ailesine ve Sayın Alaaddin Aladağ’a çok teşekkür ederim.
Son olarak da bu proje ile bizi bir araya getiren yönetmenimiz Mehmet Ali Sevimli ‘ye, omuz omuza çalıştığım tüm ekip arkadaşlarıma, bizi bağrına basan Pirsultanlı köy halkına, her adımda yanımızda olan ailelerimize, Anatolia Drama Art reklam ajansı ekibine, desteklerini esirgemeyen tüm kurum ve kuruluşlara, gönülden teşekkür ederim. Ve en çok da her koşulda yanımda duran eşime ve 4 aylık kızımız Ece’ye… Onların varlığı bu yolculuğun en büyük ilham kaynağı oldu.
Röportaj: ALAADDİN ALADAĞ
Sorry, the comment form is closed at this time.