BİR PARÇA TOPRAK, FIRIN VE BİR HİKÂYE!
1901
wp-singular,post-template-default,single,single-post,postid-1901,single-format-standard,wp-theme-bridge,bridge-core-1.0.5,ajax_fade,page_not_loaded,,qode-title-hidden,transparent_content,qode-theme-ver-18.1,qode-theme-bridge,disabled_footer_bottom,qode_header_in_grid,wpb-js-composer js-comp-ver-6.0.2,vc_responsive

BİR PARÇA TOPRAK, FIRIN VE BİR HİKÂYE!

Güzel Sanatlar Fakültesini birincilikle bitirmesinin ardından kendi atölyesini kurarak profesyonel yolculuğuna başlayan Nagehan Elibol, toprağın kalıcılığa dönüşme sürecini büyük bir tutkuyla sürdürüyor. Formun ötesinde kavramlara odaklanan, her eserinde bir duygunun ya da deneyimin izini süren sanatçı, geleneksel teknikleri çağdaş yüzey arayışlarıyla harmanlayarak izleyicisine sıcak ve derin bir dil sunuyor. Araştırmacı Yazar Alaaddin Aladağ, atölyenin sessizliğinde, doğa ve hayvan figürlerinden ilham alarak üretim yapan Elibol ile seramiğe olan bağlılığını, fırının gizemini ve sanatının dönüşüm dolu hikâyesini konuştu.

Nagehan Elibol kimdir? Hayat hikâyenizden biraz bahsedebilir misiniz?

Kemer’de büyüdüm ve hayatımın büyük bir kısmı burada geçti. Doğayla, denizle ve turizmle iç içe bir ortamda yetiştim.2002 yılında Güzel Sanatlar Fakültesi’ne girdim ve 2006 yılında fakülte birinciliği ile, yüksek onur belgesi alarak mezun oldum. Mezuniyetimin ardından aynı yıl Nage Seramik Atölyesi’ni kurdum.

Sanat eğitimimden önce resim yapıyordum. Ancak üniversiteye girerken ilk tercihim seramik oldu. Seramikle tanıştığım anda doğru yerde olduğumu hissettim. Bu malzeme beni derinden etkiledi ve bugün hâlâ aynı tutkuyla üretmeye devam ediyorum.

Seramikle kurduğunuz ilişki ilk olarak nasıl başladı? Bu malzeme sizi hangi yönleriyle kendine çekti?

Seramikle ilk tanışmam üniversite yıllarında oldu. Öncesinde resim yapıyordum ama çamura dokunduğum an farklı bir bağ kurduğumu hissettim. Malzemenin yumuşakken şekil alması, ardından ateşle kalıcı hale gelmesi beni çok etkiledi. Hem kırılgan hem güçlü olması, hem sabır hem cesaret istemesi bu alanı benim için vazgeçilmez kıldı.

Seramik hem toprağa hem ateşe temas eden bir sanat dalı. Bu iki unsur üretim sürecinizde nasıl bir anlam dünyası kuruyor?

Seramik toprakla başlıyor ve ateşle kalıcılık kazanıyor. Ateşle buluştuğunda sertleşen ve binlerce yıl doğada kaybolmayan bir malzemeye dönüşüyor. Toprağın ateşle birleşip kalıcı bir forma dönüşmesi çok güçlü bir süreç. Yaptığınız bir formun zamana karşı dayanıklı hale gelmesi, üretiminizin uzun yıllar varlığını sürdürebilmesi düşüncesi benim için çok heyecan verici.

Günümüz çağdaş sanat ortamında seramiğin konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Seramik hâlâ zanaat ile sanat arasında mı okunuyor?

Seramiğin zanaat tarafı çok güçlü. Torna, çömlekçilik gibi alanlar bu geleneği temsil ediyor. Ancak çağdaş sanat içinde seramik artık yalnızca zanaat olarak okunmuyor. Kavramsal üretimler, farklı teknikler ve disiplinler arası yaklaşımlar seramiği güçlü bir ifade alanına dönüştürdü. Bence iki alan arasında kalıyor gibi görünse de aslında kendi yerini çoktan oluşturmuş durumda

Üretimlerinizde biçim mi kavram mı öncelikli oluyor? Bir eser fikri genellikle nasıl doğuyor?

Genellikle kavramdan yola çıkıyorum. Önce zihnimde bir düşünce oluşuyor, sonra onu biçime dönüştürüyorum. Bazen bir duygu, bazen yaşadığım bir deneyim, bazen de bulunduğum bir mekân beni harekete geçiriyor. Dönemsel çalışıyorum. Aynı formu sürekli tekrar etmekten yana değilim. Kırmızı serim, kadın serisi, kuraklık ve susuzluk üzerine yaptığım çalışmalar, doğa ve hayvan temalı işlerim bu dönemsel üretim sürecinin parçaları. Özellikle karga figürü beni zaman zaman çok etkiliyor ve işlerime yansıyor.

Seramikte hata ve kırılganlık kaçınılmaz. Siz bunu bir risk mi yoksa üretimin doğal bir parçası olarak mı görüyorsunuz?

Kesinlikle üretimin doğal bir parçası. Elbette teknik olarak kontrollü çalışmaya özen gösteriyorum; doğru kurutma, form içinde hava kalmaması, sabırlı fırınlama gibi süreçler önemli. Ama seramik biraz da sürprizi kabul etmektir. Doğal sürecine alan bırakmak gerekir. Bazen en güzel sonuçlar tam da o kontrol dışı anlardan çıkabiliyor.

Fırın süreci sizin için ne ifade ediyor?

Fırınlama süreci artık müdahale edemediğimiz bir aşama. İş kurutulup fırına girdikten sonra süreç ateşe teslim edilir. Fırından sağlam çıkması, taşınabilir ve izleyiciyle buluşabilir hale gelmesi benim için çok önemli. Fırından çıktığı an, eser artık kendi başına var olan bir kimliğe kavuşur.

Geleneksel seramik mirası ile çağdaş ifade biçimleri arasında nasıl bir bağ kuruyorsunuz?

Çömlekçilik geleneğini seviyorum. Torna çekmek benim için hâlâ çok keyifli. Geleneksel tekniklerden besleniyorum. Ayrıca ahşap ve kumaş baskılarında kullanılan teknikleri seramik yüzeyine uygulamayı seviyorum. Geleneksel yöntemlerle çağdaş yüzey arayışlarını birleştirmek üretim pratiğimi zenginleştiriyor.

Seramiğin izleyiciyle kurduğu sessiz ama güçlü bir dili olduğunu düşünüyor musunuz?

Kesinlikle düşünüyorum. Seramik bana göre çok sıcak bir malzeme. Soğuk ve plastik hissi veren materyallerle aynı etkiyi yaratmıyor. Form kazandıktan sonra neredeyse canlı bir varlığa dönüşebiliyor. İzleyici bu emeği ve dönüşümü hissedebiliyor. Bu nedenle seramiğin güçlü ve içten bir dili olduğuna inanıyorum.

Atölye pratiğinizde sizi besleyen ritüeller var mı?

Atölye benim kişisel alanım. Sessiz çalışmayı seviyorum. Müzik olabilir ama kalabalık ortamları tercih etmiyorum. Kedilerim atölyemin vazgeçilmezleri. Ortamın sakin ve huzurlu olması benim için önemli. Bazen çok üretken oluyorum, bazen durgun dönemler oluyor. Bu hem atölyenin enerjisiyle hem de ruh halimle bağlantılı.

Bir seramik eser ne zaman tamamlanmış olur?

Şekillendirilip kurutmaya alındığında süreç başlar. Fırınlanıp sırlanıp tekrar fırından çıktığında ise tamamlanmış olur. Seramikte gerçek bitiş anı, fırından sağlam çıktığı andır. O noktada artık izleyiciyle buluşmaya hazırdır.

Bugünden geriye baktığınızda seramiğin hayatınızdaki en dönüştürücü etkisi ne oldu?

Seramik yaratıcılığımı artırdı, düşüncelerimi derinleştirdi ve doğayla uyumumu güçlendirdi. Kendimle daha bütün olmayı, yaşadığım duyguları forma dönüştürmeyi öğrendim. Yaptığım bir işle bir insana bir duygu hissettirebiliyorsam, bu benim için en değerli sonuç. Sanat aracılığıyla kurulan bu paylaşım, üretmeye devam etmemin en büyük nedeni.

 

RÖPORTAJ:ALAADDİN ALADAĞ

No Comments

Sorry, the comment form is closed at this time.