PROF. DR. EROL GÜNGÖR’ÜN BİLİNMEYEN HİKAYESİNİ EŞİ ANLATTI
1935
wp-singular,post-template-default,single,single-post,postid-1935,single-format-standard,wp-theme-bridge,bridge-core-1.0.5,ajax_fade,page_not_loaded,,qode-title-hidden,transparent_content,qode-theme-ver-18.1,qode-theme-bridge,disabled_footer_bottom,qode_header_in_grid,wpb-js-composer js-comp-ver-6.0.2,vc_responsive

PROF. DR. EROL GÜNGÖR’ÜN BİLİNMEYEN HİKAYESİNİ EŞİ ANLATTI

Kırşehir’in irfan ikliminden Konya’nın manevi atmosferine uzanan kısa ama derin bir ömür… Prof. Dr. Erol Güngör’ün eşi Şeyma Güngör, “Mesele makam ya da şöhret değil, ilim ve millete faydaydı” dedi.

Prof. Dr. Şeyma Güngör kimdir? Hayat hikâyenizden biraz bahsedebilir misiniz?

İstanbul’da doğdu. Lisans ve doktora eğitimini İstanbul Üniversitesi’nde tamamladı. Edebiyat tarihçisi, yazar Nihad Sami Banarlı’nın asistanlığını yaptı. Kubbealtı Akademi Mecmuası’nın yazı işleri müdürlüğünü yürüttü. İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi İşletme İhtisası Enstitüsü’nden mezun oldu. Koç Holding Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nde çalıştı. 1977 yılında göreve başladığı İstanbul Üniversitesi’nden 2013 yılında emekli oldu. Bu kurumda, Türk Halk Edebiyatı bilim dalı başkanlığını ve İstanbul Üniversitesi Türk Halkbilimi Araştırma Merkezi müdürlüğünü yürüttü. Ek olarak İstanbul Türk Müziği Devlet Konservatuarı’nda, Mimar Sinan Üniversitesi’nde ve Aydın Üniversitesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı bölümlerinde, İstanbul Üniversite’sinde Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji Bölümü’nde dersler verdi. İngiltere ve Japonya’da alanıyla ilgili araştırmalar yaptı, bazı projelere katıldı. Kitapları, makaleleri, ansiklopedi maddeleri olan Şeyma Güngör’ün başlıca araştırma alanları: Fuzulî, maktel türü, halk edebiyatı, Türk ve Japon halk tiyatrosu, Türk aile yapısı, İstanbul kültürü.

Erol Güngör Hocayı ev içinde nasıl bir insan olarak tanımlarsınız? Akademisyen kimliği ile aile içindeki kimliği arasında nasıl bir fark vardı?

Erol Güngör bir eş olarak sakin bir insandı. Rutin hayatın dışında vaktini genellikle okuyarak ve yazarak geçirirdi. Farklı bölümde çalıştığım için Erol Güngör’ün fakültedeki hocalığı hakkında fazla bilgim yok. Daha önce de söylediğim gibi araştırıcı ve yazar kimliğine evde de devam ederdi.

Yoğun akademik temposuna rağmen aile hayatına nasıl zaman ayırırdı? Bu dengeyi nasıl kurardı?

Evin ihtiyaçları ve işleyisi konusunda istisnaî durumlar hariç ilgilenmezdi. O görev bana aitti. Sosyal ilişkilerinin başında ailesi ve belki de tek yakın dostu Mehmet Genç geliyordu. Mziacen birbirinden çok farklı olan iki insanın dostluğunun dayandığı iki ana temel ilim ve sanat idi. Haftanın beş günü, öğle yemeğinde buluşurlar, Cumartesi günü Mehmet Bey bizim eve gelir. Birlikte kahve içip sohbet ederler. Yeni bilgileri paylaşırlar ve müzik dinlerlerdi. Mehmet Bey’in fıkraları meşhurdu. Bu sohbet sırasında Erol Güngör adeta başka bir insan olur. Neşelenir, normalin dışında daha yüksek sesle ve daha fazla konuşurdu. Akşam üstü birlikte dostlarını, büyüklerini ziyarete giderlerdi. Pazar günleri genellikle kayınvalide ve kayınpederimin evine giderdik. Kardeşleri de aileleriyle oraya gelir, hep birlikte mutlu zaman geçirirdik. Bazı haftalar pek tabii olarak onlar da bize gelirdi.

Konya’ya geliş süreciniz nasıl oldu? Konya’nın sizin aile hayatınıza ve hocanın çalışmalarına etkisini nasıl gözlemlediniz?

Selçuk Üniversitesi’ne tayinim geciktiği için Erol Güngör’ün görevi sırasında ancak bir buçuk ay Konya’da bulundum. Onun rektör olarak üniversitede çalışmaları, protokol toplantıları, ev davetleri arasında neredeyse birbirimizle konuşmak için dahi vakit ayıramıyorduk. Konya’da bulunduğum kısa müddet içinde doktora tezimle meşgul oluyordum, bazen de bu şehirde medfun olan aziz zevatı ziyarete giderdim.

Rektörlük görevi sırasında hocanın en çok önem verdiği konular nelerdi? Evde bu konular üzerine konuşmalarınız olur muydu?

Erol Güngör çok az konuşan bir kişiydi. Meslek hayatıyla ilgili neredeyse hiç konuşmazdı, bu sebeple sorunuza cevap veremeyeceğim.

Erol Güngör’ün çalışma disiplini nasıldı? Evdeki çalışma düzeni, okuma alışkanlıkları hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Erol Güngör son derece disiplinli bir insandı. Haftanın beş günü fakültede görevi vardı, daha önce de ifade ettiğim gibi vakit bulduğu her an okur, akşam yemeğinden sonra da hemen hemen her gün mutlaka yazı yazar veya tercüme yapardı.

Yazı yazarken veya bir eser üzerinde çalışırken nasıl bir ruh hâlinde olurdu? Bu sürece siz nasıl tanıklık ederdiniz?

Yazı yazarken veya bir eser üzerinde çalışırken o derece konsantre olurdu ki yanına gidip bir şey sorduğumda çoğu zaman neredeyse duymazdı bile.

Öğrencileriyle olan ilişkisini yakından gözlemleme fırsatınız oldu mu? Onun hocalık anlayışını nasıl tarif edersiniz?

Öğrencileriyle olan ilişkisini yakından gözlemleme fırsatım olmadı. Duyduğuma göre öğrencileriyle samimiyet kuran bir hoca değilmiş. Bununla birlikte elbette ender olarak belli ölçüde yakın davrandığı öğrencileri de vardı.

Hocanın düşünce dünyasını şekillendiren temel değerler sizce nelerdi? Bu değerler aile hayatına nasıl yansıyordu?

Erol Güngör uzmanı değilim, bu sorunuzu onun eserleri üzerinde çalışan akademisyenlere sormanızın daha iyi olacağı kanaatindeyim.

Konya’nın kültürel ve sosyal yapısı, hocanın fikir dünyasında nasıl bir yer tuttu?

Erol Güngör Kırşehir’de doğmuş, liseyi bitirene kadar da orada yaşamış. Söylemek istediğim; Müslüman-Türk ilim, edebiyat ve tasavvuf dünyasının merkezlerinden birinde doğup büyümüş. Dolayısıyla aynı niteliğe sahip olan Konya’nın kültür ve sosyal yapısı onun için yabancı bir çevre değildi. Konya’ya tayin olduğu zaman o şehrin kültür çevresi, ilim, edebiyat ve tasavvuf dünyası hakkında zaten bilgi sahibiydi. Konya’da bildiğiniz gibi pek az kaldı. Bununla birlikte bu şehrin manevî atmosferi onu mutlaka etkilemiş olmalı. Vakit buldukça bazı türbeleri, kabirleri ziyaret ettiğini, çeşitli camilerde namaz kıldığını biliyoruz. Vefatına kadar geçen zamanda vaktinin önemli kısmını üniversitedeki idari işler ve dersler aldığı için Konya kültürünün onun fikir dünyasına yeni bir bilgi ve bakış tarzı getirdiğini tahmin etmiyorum.

Onu en iyi anlatan, karakterini yansıtan bir anınızı bizimle paylaşır mısınız?

Elbette bir çok hatıra var. Zannederim onun en önemli özelliği, tekrar ediyorum, az konuşması idi. Size bu konuyla ilgili bir hatıramı anlatayım. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde benim odamın olduğu koridorla akademik kurul odası aynı kattadır. O zaman asistan olduğum için bu toplantılara katılamıyordum. Çalıştığımız günlerde oğlumuza annem baktığı için belli saatte eve dönerken onu alıyorduk. Bir gün akademik toplantı uzun sürdü. Geç kalmayalım diye dışarı çıkmak amacıyla giyindim ve hocam Prof. Dr. Abdülkadir Karahan’ın odasının kapısının önünde Erol’u bekliyorum. Toplantı dağıldı. Önümden geçen hocaların çoğu beni tebrik ediyorlardı. Şaşırdım, çünkü beni tebrik etmeleri için bir sebep yoktu. Acaba başkasını mı tebrik ediyorlar diye arkama baktım, kimse yok. Bir yanlışlık var diye düşündüm. Sonra hocam odasına geldi. Ona durumu anlattım. Güldü ve “Söylemedi değil mi? Seninki bugün profesör oldu” dedi. Nihayet Erol da çıktı. Yolda yürürken ona hafif kırgın bir sesle; “Profesör olmuşsun, tebrik ederim de, bunca hazırlık ve imtihanlar sırasında bana neden bir şey söylemedin?” diye sordum. Bigane bir tavırla bana döndü ve “Ne var ki” dedi. Yani onun için bu süreç evde konu edilecek önemde bir mevzu değildi.

Vefatından sonra onun hatırasını yaşatmak adına neler yapıyorsunuz? Bu süreç sizin için nasıl bir anlam taşıyor?

Vefatından sonra hem manen hem maddeten zor günler geçirdik. Bu sebeple onun için yapılan toplantılara katılmaktan başka pek de özel bir şey yapamadık. Fakat oğlum meslek hayatına atıldıktan, ben emekli olduktan sonra onun hakkında ne yapabiliriz diye düşündük. Başta öğrenciler olmak üzere bazı okuyucuların isteklerini göz önüne alarak eserlerini yeniden neşretmeye karar verdik. Kitapların hazırlanma zamanı uzun süreceğinden, ayrıca amacımızın külliyat halinde basılması olduğundan oğlumuz Turhan, “Yer-Su” adını taşılan bir yayınevi kurdu. Yayınların editörlüğünü ben yaptım. Yazıları farklı dergi ve yayınevlerinde yayımlandığından ve ilgili kurumlarda belli zaman zarfında farklı editörler çalıştığından, kitaplarda imla faklılığı vardı. Önce Erol Güngör’ün el yazısını temel alarak kitapların tamamında imla birliği sağladım. Ardından on üç kitabın tamamına indeks ekledim, bazı kitaplara sözlük ve açıklamalar ilave ettim. Bu çalışma hemen hemen altı sene sürdü. Yayımladığımız on üç kitap bugüne kadar ikinci baskıyı yaptı. Bundan sonraki amacımız tanıtıma ağırlık vermek ve en az iki kitabını Arapça ve İngilizceye çevirttirmek. Şu anda Ahlak Psikolojisi başlıklı kitabı Kırgız Türkçesine aktarıldı, yakında basılacak.

Erol Güngör’ün bugün yaşasaydı Türkiye’deki akademik ve kültürel gelişmelere nasıl bakacağını düşünüyorsunuz?

Zor sorular soruyorsunuz. Bu konuda tatmin edici cevap verebileceğimi zannetmiyorum.

Erol Güngör Hocayı tek bir cümleyle tanımlamanız gerekse, bu cümle ne olurdu?

Milletini, gerçek anlamda “bilerek” seven, milletinin değerlerine “şuurla” bağlı, çok çalışkan, ağırbaşlı, güçlü bir şahsiyet.

Onunla yaptığınız bir konuşma var mı ki bugün hâlâ zihninizde yankılanıyor? Bizimle paylaşır mısınız?

Evlenmeye karar verdiğimiz günlerde bana “İktisadî yaşamamız lazım, işimiz çok vakit az.” dedi. Burada “iktisadî” kelimesini “ekonomiyle ilgili” manada değil, zamanın mümkün olduğu kadar verimli değerlendirilmesi gerektiği anlamında kullanıyordu.

Hayatında sizi en çok şaşırtan ya da etkileyen yönü neydi?

Bu derece ciddi bir şahsiyetin aynı zamanda hoşgörü sahibi olması beni zaman zaman şaşırtan bir özelliği idi.

Erol Güngör’ün en çok yanlış anlaşıldığını düşündüğünüz yönü nedir?

Erol Güngör çalışmalarında mümkün olduğu kadar objektiviteye önem veren bir ilim ve fikir adamıydı. Onun “islamcı”, “ırkçı” gibi sıfatlarla kategorize edilmesinin yanlış olduğu kanaatindeyim. Zannederim bunun başlıca sebebi, eserlerinin yeterince dikkatle okunmamasından kaynaklanmaktadır.

Müslüman Türk milletinin bir evladı olarak, tahsil hayatı ve meslek hayatı boyunca dünya literatüründen öğrendiklerini taklit etmeden, tarihi ve günü temel alarak, kendi görüş ve tecrübesi doğrultuğunda, özgün fikirlerini beyan eden bir yazardı. Mesela siyasî yazılar yazmış olmasına ve teklifler gelmiş olmasına rağmen kendisi belli bir partiye intisap edip siyaset hayatına dahil olmamıştır.

Bugün gençlerin mutlaka okumasını istediğiniz bir eseri veya düşüncesi var mı?

Gençlerin onun bütün eserlerini çok dikkatle okumalarınının kendilerine olan güvenlerinin artmasına ve meslek hayatları için çok faydalı olacağına inanıyorum

Sizin için “Erol Güngör” ismi en çok hangi duyguyu çağrıştırıyor?

Güven!

Genç akademisyenlere ve öğrencilere onun hayatından çıkarılabilecek en önemli ders sizce nedir?

Erol Güngör küçük yaşlarından itibaren öğrenmeye merak duyan bir çocukmuş. Özellikle orta öğretim çağlarında yaşıtlarından daha çok, Kırşehir’in irfan sahibi yaşlılarını dinleyen bir gençmiş. Yukarıda Erol Güngör’ün şahsiyeti, günlük hayatı, çalışkanlığı ve özgün ifadeye ne derece değer verdiğini söyledim. Kendi tecrübelerimi de katarak gençlere ve genç meslektaşlarıma şunları söyleyebilirim:

Bir öğrenci için üniversite yalnız öğretim kurumu değil aynı zamanda gençleri meslek hayatına hazırlayan bir müessesedir. Bu sebeple faydalandıkları elektronik kaynakların yanında sosyal ilişkilere de yer vermelerini, kültür çevrelerini takip etmelerini tavsiye ederim. Sosyal alanda çalışan bir araştırıcı olarak; akademisyenlerin çalışmalarında “kaynak/belge” konusuna çok dikkat etmeleri gerekir. Üzerinde çalıştıkları konularla ilgili olarak güvendiği hocalarınına ve arkadaşlarına danışmalarını hatta mümkünse makalelerini, tezlerini okutturmalarını zalık veririm. Kolaydan kaçarak sabırla, ısrarla çalışmalarının onları başarıya götüreceğinden eminim.

No Comments

Sorry, the comment form is closed at this time.