Kubadabad Ayağa Kalkacak
540
wp-singular,post-template-default,single,single-post,postid-540,single-format-standard,wp-theme-bridge,bridge-core-1.0.5,ajax_fade,page_not_loaded,,qode-title-hidden,transparent_content,qode-theme-ver-18.1,qode-theme-bridge,disabled_footer_bottom,qode_header_in_grid,wpb-js-composer js-comp-ver-6.0.2,vc_responsive

Kubadabad Ayağa Kalkacak

Beyşehir’de bulunan Kubadabad Sarayı, Selçuklular döneminden kalan önemli tarihi miraslar arasında yer alıyor. Bu anlamda Saray’da yaklaşık 40 yıldır arkeolojik kazı çalışması yürütülüyor. Alaeddin Keykubat’ın bizzat tasarımına eşlik ettiği bir ürünün sonucu olarak ortaya çıkan Saray, yapılan kazı çalışmalarıyla birlikte yeniden ayağa kaldırılıp, turizme açılması planlanıyor. Bu anlamda Konya tarihi açısından önemli bir yer olan Kubadabad Saray’ı, gerek Konya Kültürü gerekse turizm için çok önemli uğrak noktalardan biri haline dönüşecek.

Doç. Dr. Muharrem Çeken kimdir?

1971 yılında Konya/Cihanbeyli’de doğdu. 1995’de Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü, Sanat Tarihi Anabilim Dalından mezun oldu. Aynı yıl Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Sanat Anabilim Dalında lisansüstü öğrenimine başladı. 1996 yılında mezun olduğu Anabilim Dalına Araştırma Görevlisi olarak atandı. 1999 yılında “Anadolu Selçuklu Dönemi Maden Sanatı (Türkiye Müze ve Özel Koleksiyonlardaki Örnekler)” konulu yüksek lisans tezi ile “Bilim Uzmanı”; 2006 yılında da “Hasankeyf (1991, 2000-2003) Kazı Buluntusu Fırın ve Atölyeleri ile Seramik Malzemeleri” adlı tezi ile “Edebiyat Doktoru” unvanını aldı. Sanat Tarihi Bölümünde önce öğretim görevlisi sonrada yardımcı doçent olarak çalışmalarına devam etti. 2014 yılında Üniversitelerarası Kurul Başkanlığı tarafından Sanat Tarihi Doçenti unvanı verildi. 1992 yılından bu yana, Kubadabad Selçuklu Saray Külliyesi, Alanya Kalesi, Eğirdir Hanı, Amorium Kazıları ile Hasankeyf Kazı ve Kurtarma Projesinde heyet üyesi olarak görev aldı. 2017 yılından itibaren Kubadabad Selçuklu Saray Külliyesi kazısı başkanlığını üstlenmiştir. Alanıyla ilgili olarak çeşitli ulusal ve uluslararası kongre, sempozyum ve seminerlere katılmış; Türk sanatı ve arkeolojisi ile ilgili çeşitli dergilerde makaleleri ve kitapları yayınlanmıştır. 2004-2012 yıllarında Sanat Tarihi Bölümü Değişim Programları (Erasmus ve Farabi) Koordinatörlüğü, 2015-2016 yılları arasında Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yönetim Kurulu Üyeliği yapan Dr. Çeken 2016 yılından beri Fakültenin Dekan yardımcılığı görevini sürdürmektedir.

Bizlere Kubadabad Sarayı’nın öneminden bahsedebilir misiniz?

Kubadabad Sarayı Selçukların yaşamış olduğu İran, Suriye, Irak Anadolu gibi coğrafyadaki günümüze ulaşabilmiş en önemli saray kalıntısıdır. Niye önemli diyoruz. Keykubatı biliyoruz. Alanya’yı biliyoruz. İran’da Rey Sarayı’nı Mevr Sarayındaki ilgili tarihi kaynaklarda bilgiler veriyoruz. Bunlara somut olarak Anadolu’dakilerin bir kısmı ulaşmıştır. Fakat Kubadabad bütüncül olarak planı bilinen Selçuklu çağından günümüze ulaşabilmiş tek saray külliyesidir diyebiliriz. Bir diğeri önemi de şudur. Herhangi bir daha önce yaşamış kültür katmanı üzerine değil, Selçuklular bizzat sıfırdan tasarlayarak biraz önce söylediğim gibi Alaeddin Keykubat’ın bizzat tasarımına eşlik ettiği bir ürünün sonucudur. Ve Kubadabad bunun yanı sıra, özellikle saray dekorasyonu konusunda dünya çapında üne sahiptir. Onlarda çinileridir. Bugün Konya Karatay Müzesinde sergilenen saray çinilerine baktığımızda sarayın günlük yaşamında simgesel anlamlar taşıyan pek çok hayvan figürüne kadar anlatımlar resim edilmiştir. Yine alçı dekorasyonunundur. Özellikle büyük sarayın bulunmuş olan alçı dolapları üzerinde yer alan süslemeler o dönem için gerçekten önemlidir. Sarayın önemini böyle ifade edebiliriz.

Kubadabad Sarayı’nda yaklaşık 40 yıldır bir kazı çalışması yürütülüyor. Şu anda gelinen son nokta nedir?

Bir arkeolojik çalışma uzun zaman dilimlerini alır. Hassas çalışılması gereken konulardır. Aynı zamanda sürprize gebedir. Bir sezon kazarsınız çok hızlı ilerleyebilirsiniz ama bazı sezonlar hiç beklemediğiniz yerde çok önemli buluntular elde edebilirsiniz. Örneğin 2002 yılında böyle bir şey karşılaştık. Kayalıklı bildiğimiz o klasik Kubadabad çinileri dışında muhtemelen Moğolların Anadolu’yu istilasından sonra başlayan süreçte imal edilmiş. Depo çinileri 9 kat halinde elimize geçti ve gerçekten Türk sanat tarihine literatürüne bu çiniler ilk kez kazanılmıştır. Bu sebepten dolayı arkeoloji sürprizlere gebedir. Yaklaşık 30 -40 yıldır çalışıyoruz. Ve Saray külliyesinin yaklaşık 3’te birine yakın kısmı bu anlamda önemli bir yapıların bir kısmının kazıları sonuçlandırılmıştır. Bundan ki süreç yine çalışacak döneme karşılaştığınız buluntuya ve bütçeye bağlı olarak devam edecektir.

Bir tasvir yapacak olursak Selçuklu döneminde Kubadabad Sarayı nasıl bir yerdi?

Harabe biçimde günümüze kadar ulaşmış Kubadabad’ı gözümüzde canlandırmak son derece güç gelebiliyor. Fakat şöyle düşünebiliriz, bu gün ki Topkapı sarayını gözümüzün önüne getirdiğimiz zaman büyük bir taç kapıdan külliye girilmekte, bir yarım ada etrafında kurulmuş olan sarayın etrafı surlarla çevrili ama çok kalın surlar değil bunlar söyleye bilirim. Özellikle göle cephe olan kısım da büyük saraydan başlayarak küçük saray kayıkhane köşklü hamam av köşkü olmak üzere sıralanmış kimisi düzgün kesme taşlarla yapılmış kimisi moloz taş teknolojisiyle yapılmış. Kimisi iki katlı kimisi tek katlı olmak üzere inşa edilmiş ve taş süslemeleri yanı sıra çini süslemeler le bezenmiş son derece gösterişli ve dönemim Selçuklu karakterine uygun biçimde tasarlanmış bir külliyeden bahsedebiliriz.

Selçuklu döneminde Kubadabad Sarayı’na nasıl bir ulaşım vardı?

Aslında İbn Bibi’nin anlatımlarına baktığımızda Alâeddin Keykubat’ın Alanya ve Antalya’ya giderken bu yol güzergâhını kullandığını yani bu yol güzergâhı derken Konya’dan Beyşehir’e uzanan yol Beyşehir gölünün güneyinden Emrettin Beli delinen eski bir Roma yolundan Antalya’ya doğru inmektedir. Bu güzergâhı kullanırken bu bölge muhtemelen görülmüş ve çok beğenilerek bir saray külliyesi inşa edilmiş. Gerek karayolu kullanılmasına rağmen bahsetmiş olduğum güney taraftan bir karayolunun kullanılması gerekse bizim biraz önce söylediğim gibi kayıkhane dediğimiz bir tekneyi bir sultani tekneyi koyabileceğimiz yapının olduğunu gördüğümüze göre aynı zamanda Kubadabad Sarayı külliyesi olarak değil aynı zamanda buraya yayılan bir şehir, bir Selçuklu şehri. Beyşehir gölünün üzerinde bulunan birçok ada üzerine saray ve köşkler inşa edildiğini görüyoruz. Kız kalesi denilen bir ada vardır ki; günümüzde yaklaşık 3000 metre kare adadır. Bu ada üzerinde de Kubadabad Sarayı çağdaş yapılmış olan bir köşk ve müstebatından oluşan yapılar topluluğu vardır. Ve böylelikle hem karayolunun hem de göl yolunun kullanıldığını görebiliyoruz.

Bu yılki kazılarda kayda değer neler çıktı biraz bahsedebilir misiniz?

Bu yıl pandemi dolasıyla kazılarımız çok sınırlı ölçekte yapıldı. Bu yılki kayda değer en önemli çalışmamız dediğim gibi depodaki QR sistemi uygun eserlerin tasnifi ve belgeleme çalışmalarıdır. Bu belgeleme çalışmaları dan su altında bulunan yapıdır.

Bu kazılar tamamlandıktan sonra Kubadabad Sarayı restore edilip tekrar günümüze kazandırılacak mı?

Elbette gerek bu konuda Konya Büyükşehir Belediyesi’nin yapmış olduğu çalışmalar gerekse Kubadabad ören yeri Milli Saraylara ait bir yer olarak bilinmektedir. Sarayın restorasyonu Milli Saraylar tarafından gerçekleştirilecektir. Önümüzdeki dönemde koruma amaçlı imar planı hazırlandı, bunun sonuçlanması beklenmekte turizmin bir parçası olarak turizm rotasının bir parçası olarak gerek Kız kalesi de buna dâhil edilerek Kubadabad’a ulaşan bir göl yolu ile yine karayolu ile ulaşımla ile şunu da belirtmek isterim şu anda arkeolojik alandır burası müdahale bu anlamda hassas olmak gerekir. Arkeolojik bir alan olarak korunup bir arkeolojik parka dönüştürülmesi planı vardır. Ve bunun içeresinde Kubadabad gözümüzün önüne canlandırabileceğimiz bir karşılama merkezi sanal gösteriler yine Kubadabad çıkmış eserlerin sergilenmesi planlanmaktadır. Böylelikle önümüzdeki yıllarda eğer bu uygulanırsa Kubadabad gerek Konya Kültürü gerekse turizm için çok önemli uğrak noktalardan biri haline dönüşecektir.

Kız Kalesi’nde bir kazı çalışması yürütülüyor mu? Böyle bir düşünceniz var mı?

Elbette ben şöyle ifade edebilirim.1981 yılında Kubadabad ilk kazıların başladığında Kız Kalesinde de başlamıştır. Yaklaşık dört yıl kız kalesinde çalışmalar devam etmiştir. Fakat bizi Kız Kalesine taşıyacak ekibi Kız Kalesine taşıyacak gerekli sağlam tekne bulunamadığı için ondan sonraki süreçte tekrar kız kalesinde yeni bir arkeolojik çalışmaya girişilmemiştir. Kazmış olduğunuz yeri korumanız gerekiyor. Eğer koruyamıyorsanız kazmayacaksınız koruyabildiğiniz ve uygun şartlarda adaya ulaşabileceğinize alt yapı sağlanırsa elbette burada kazı çalışmaları düşünüyoruz. Zaten Kültür ve Turizm Bakanlığına vermiş olduğumuz uzun vadeli çalışma programında da Kız Kalesinde bir arkeolojik kazıya girişme niyetimiz planımız olduğunu ifade edebilirim. Bakanlığımızda bunu destekliyor ve bu programımızın arkasında

Yıllardır Prof. Dr. Rüçhan Arık Hoca kazı başkanlığı yürüttü ve burayı kazdı. Prof. Dr. Rüçhan Arık için neler söylemek isterseniz?

Aslında şunu söyleyebilirim Rüçhan Hoca benim tanıdığım en iyi hocalardan birisidir. Bu camiaya sanat tarihine büyük hizmetlerde bulunmuştur. Kendisi uzun yıllar Dil tarih coğrafya fakültesinde dekanlığını yapmıştır. Fakat bugün eğer Kubadabad’dı tanıyorsak Kubadabad dünyada tanılıyorsa Türkiye tanılıyorsa bir yeri varsa bu Rüçhan Hoca sayesinde olmuştur. Ne mutlu ki bizde onun gibi bir hocanın yanında yetişmiş oluyoruz.

Kubadabad’dan çıkan eserler hangi müzelerde sergileniyor? Bir Kubadabad Müzesi düşünülüyor mu?

Bugün Kubadabad çıkan bütün eserler Konya Müzesine bağlı olarak Karatay Müzesinin içeresinde sergilenmekte. Önümüzdeki yıllarda Kubadabad’dın deposunda yer alan etütlük malzemeler burada yapılacak olan bir karşılama merkezi ve müze binasında sergilenerek yerinde halka hizmet vermek şeklinde plan makta ve düşünülmektedir.

Hz Pir’in huzurundayız. Burada da bir restorasyon çalışmaları yürütülüyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Ben buranın bilim kurulundayım aynı zamanda çok değerli bir çalışma bir restorasyon hizmeti uzun yıllardır belki de beklenen bir çalışmaydı. Bu da Kültür ve Turizm Bakanlığı girişimleriyle Konya Müze Müdürlüğü’nün girişimleriyle gerçekleşti. Destekte bulunduğu bu konuda ve yeniden restore edilmesi çok önemli bir yere sahip olduğunu söyleyebilirim.

RÖPORTAJ:ALAADDİN ALADAĞ

No Comments

Sorry, the comment form is closed at this time.