BİR MÜZEDEN FAZLASI!
1889
wp-singular,post-template-default,single,single-post,postid-1889,single-format-standard,wp-theme-bridge,bridge-core-1.0.5,ajax_fade,page_not_loaded,,qode-title-hidden,transparent_content,qode-theme-ver-18.1,qode-theme-bridge,disabled_footer_bottom,qode_header_in_grid,wpb-js-composer js-comp-ver-6.0.2,vc_responsive

BİR MÜZEDEN FAZLASI!

Erkan Uçar kimdir? Hayat Hikâyenizden biraz bahsedebilir misiniz?

1977 yılında Lefkoşa’da doğdum. Yıldız Teknik Üniversitesi İktisat Fakültesi Bankacılık Bölümü’nden mezun olduktan sonra Anadolu Üniversitesi’nde İşletme eğitimimi, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde ise Yüksek Lisans programını tamamladım.

1996 yılından itibaren diş hekimliği cihaz ve malzemeleri alanında profesyonel olarak faaliyet göstermeye başladım. Sektörel gelişime katkı sunmak amacıyla 2013–2016 yılları arasında DİŞSİAD’ın 8. döneminde Yönetim Kurulu Üyesi ve Sayman olarak, 2016–2019 yılları arasında ise 9. dönemde Genel Sekreter olarak görev aldım. 2020 yılından bu yana DİŞSİAD Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini sürdürmekteyim.

2001 yılında kurucu ortağı olduğum Öncü Dental ile ağız bakım ürünleri alanında faaliyet gösteren Medentazone firmalarında CEO olarak görev yapmaktayım. Ayrıca, 2018 yılında projelendirme sürecini başlattığımız ve 2022 yılında kapılarını açan Diş Sağlığı Müzesi’nin Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yürütüyorum.

Mesleki çalışmalarımın yanı sıra sanat ve kültür alanlarına özel bir ilgi duyuyorum. Özellikle müzecilik, kültürel miras ve tasarım odaklı projeleri yakından takip ediyor; iş seyahatlerimde yurt dışındaki müzeleri ziyaret ederek farklı ülkelerin sanat, tarih ve sergileme anlayışlarını incelemeye özen gösteriyorum. Sanatın, kültürün ve tarihin kurumsal vizyonlara değer kattığına inanıyor; bu bakış açısını hem iş hayatıma hem de sivil toplum çalışmalarına yansıtmaya çalışıyorum.

Diş Sağlığı Müzesi fikri nasıl ortaya çıktı? Kuruluş sürecinde sizi en çok motive eden unsur neydi?

 Diş Sağlığı Müzesi fikri, Diş Malzemeleri ve Sanayici İşadamları Derneği olarak, diş sağlığı alanında yıllar boyunca biriken bilgi, emek ve endüstriyel mirasın korunması ve gelecek nesillere aktarılması sorumluluğundan doğmuştur. Türkiye’de diş sağlığı alanında ilk ve en kapsamlı koleksiyona sahip bir müzenin bulunmaması ve bu alanda öncülük etme sorumluluğunu üstlenmek, bizler için büyük bir heyecan ve gurur kaynağı olmuştur.

Bu vizyon doğrultusunda müzemizin kuruluş süreci 2018 yılında başlamıştır. Kuruluş aşamasında, dünyadaki farklı dental müzeler ziyaret edilerek çağdaş müzecilik anlayışları, sergileme teknikleri ve interaktif uygulamalar yakından incelenmiştir. Bu ziyaretler, müzemizin yalnızca geçmişi sergileyen bir alan olmanın ötesinde; bilgi, tarih ve teknolojiyi bir araya getiren, yaşayan ve öğretici bir merkez olarak kurgulanmasına ilham vermiştir.

Sektörde faaliyet gösteren firmalara ve alanın emektarlarına yapılan eser bağışı çağrısı, bu ortak vizyonun geniş bir karşılık bulmasını sağlamıştır. Üyelerimizin ve sektör paydaşlarımızın değerli katkılarıyla zenginleşen koleksiyonumuzun yaklaşık %90’ı bağış eserlerden oluşmaktadır. Bu güçlü dayanışma sayesinde, diş sağlığı alanındaki gelişmeleri ve teknolojik dönüşümü geçmişten günümüze yansıtan Türkiye’nin ilk ve en kapsamlı Diş Sağlığı Müzesi, 2022 yılında ziyaretçilerine kapılarını açmıştır.

Müzenin koleksiyonunda yer alan en eski ya da en dikkat çekici obje hangisi? Bu obje bize ne anlatıyor?

Müzemizin koleksiyonunda, diş sağlığı ve tıbbi teknolojinin evrimini gösteren birçok önemli eser ve sergi bulunmaktadır. Ancak en dikkat çekici ve nadir eserlerimizden biri, üzerinde eski Osmanlıca Türkçesiyle yazılmış olan ve halk arasında “kerpeten” olarak bilinen davyedir. Bu eser, Osmanlı Dönemi diş hekimleri tarafından geçmişte diş çekmek için kullanılan araçlardan biridir. Davye, döküm malzeme kullanılarak yapılmış olup, Osmanlı sancağı motifleriyle süslenmiş ve kazıma tekniğiyle detaylandırılmıştır. Bu özellikleriyle dönemin tıp tarihini, estetik anlayışını ve yapım teknolojisini yansıtan önemli bir örnektir. Ayrıca, davye üzerinde “Gülhane Seririyat” yazmaktadır. Bu, II. Abdülhamit tarafından 30 Aralık 1898’de sade bir törenle açılan ve 1912 yılında adı Gülhane Tababet-i Askeriye (GATA) Tatbikat Mektep ve Seririyatı olarak değiştirilen hastane ile ilgili önemli bir tarihi detayı yansıtmaktadır.

Diş hekimliğinin geçmişten bugüne geçirdiği dönüşümü müze üzerinden nasıl okumak mümkün?

Müzemizde dişi en temel yapısından ele alarak, diş hekimliğinin tarihsel gelişim sürecine uzanan bir anlatı kurguladık. Bu yaklaşımımızın temelinde, dişin yalnızca diş hekimliği için değil, aynı zamanda arkeoloji ve antropoloji gibi bilim dalları için de son derece önemli bir materyal olması yatıyor. Çünkü dişler, insan vücudundaki en sert kemiklerdir ve özellikle mine tabakası, zamanla bozulmadan kalabilme özelliğine sahiptir. Bu sayede, milyonlarca yıl önce yaşamış bireylere dair bilgiler günümüze ulaşabilmektedir. Arkeologlar ve antropologlar, dişlerden elde ettikleri verilerle bireylerin yaşı, beslenme alışkanlıkları, sağlık durumu ve yaşadıkları dönem hakkında bilimsel çıkarımlar yapabilmektedir.

Müzemizin tematik yapısını oluştururken, bu çok disiplinli bakış açısını benimsedik. Dişin sadece modern tıptaki rolünü değil, aynı zamanda tarihsel ve kültürel bağlamda taşıdığı anlamı da ziyaretçilerimize aktarmak istedik. Bu nedenle, dişin arkeolojik buluntular içindeki yeriyle başlayan sergi kurgumuz, antik dönem uygulamalarından günümüz modern diş hekimliğine uzanan bir yolculuk sunuyor. Bu yapıyı oluştururken, bilimsel doğruluk, tarihsel bütünlük ve ziyaretçi deneyimini ön planda tutan bir sergileme anlayışı benimsedik. Böylece, ziyaretçilerin sadece bilgi edinmekle kalmayıp, aynı zamanda dişin insanlık tarihindeki yerini daha derinlemesine kavramasını hedefledik.

Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde diş sağlığına yaklaşım nasıldı? Müze bu sürekliliği ya da kırılmaları nasıl yansıtıyor?

Osmanlı döneminde diş sağlığı, dönemin tıbbi bilgisi ve imkânları çerçevesinde gelişmiş; cerrahlar ve halk hekimleri özellikle diş çekimi ve ağrı giderme konusunda önemli bir deneyim birikimi oluşturmuştur. Cumhuriyet döneminde ise bu birikim, modern bilimsel yöntemler ve kurumsal eğitimle yeniden yapılandırılmıştır. Müze, Osmanlı’daki uygulamaların Cumhuriyet’te tamamen reddedilmediğini, aksine modern diş hekimliğinin temeline dönüştüğünü; aynı zamanda eğitim, teknoloji ve koruyucu hekimlik alanlarında yaşanan dönüşümü dengeli biçimde yansıtmaktadır.

Sergilenen aletler ve belgeler, diş hekimliğinin yalnızca tıbbi değil aynı zamanda kültürel bir alan olduğunu gösteriyor mu?

Evet, sergilenen aletler ve belgeler diş hekimliğinin yalnızca tıbbi değil, aynı zamanda kültürel bir alan olduğunu gösteriyor. Özellikle Osmanlı dönemine ait eserlerde estetik ve sembolik kaygılar açıkça görülüyor. Müzede yer alan, Osmanlı dönemine tarihlenen aslan ayaklı diş hekimliği koltuğu bunun iyi bir örneği. Koltuğun aslan ayaklı formu ve kolçaklarındaki tüy detayları, hastaya güç ve güven hissi vermeyi amaçlıyor; adeta aslan postuna uzanıyormuş izlenimi yaratıyor. Modern anestezi öncesi dönemde bu tür görsel ve mekânsal unsurların, hastanın psikolojik rahatlığını artırmada önemli olduğu biliniyor. Bu yönüyle müze, diş hekimliğinin Osmanlı’da yalnızca bir tedavi pratiği değil, estetik ve psikolojik boyutları olan bütüncül bir uygulama olduğunu ortaya koyuyor.

 

Müze özellikle çocuklar ve gençler için nasıl bir farkındalık oluşturmayı hedefliyor?

Öncelikle, çeşitli yaş gruplarına hitap eden zengin eğitim programları ve interaktif atölyeler düzenliyoruz. Bu programlar, ziyaretçilerin hem diş sağlığıyla ilgili temel bilgileri öğrenmelerini hem de pratik becerilerini geliştirmelerini sağlıyor. Örneğin, çocuklar için özel olarak tasarlanmış diş sağlığı eğitimleri ve simülasyon atölyeleri ile diş fırçalama tekniklerini uygulamalı olarak öğretiyoruz.

Ayrıca, müzemiz üniversiteler, araştırma enstitüleri ve diğer akademik kurumlarla yakın işbirliği içinde çalışarak ortak araştırma projeleri geliştiriyoruz. Bu projeler aracılığıyla, güncel diş sağlığı araştırmalarını ve keşiflerini paylaşmak ve ziyaretçilere bu alandaki son gelişmeleri aktarmak amaçlanmaktadır.

 

Ziyaretçilerden gelen tepkiler nasıl? En çok şaşırılan ya da merak uyandıran bölüm hangisi oluyor?

Ziyaretçilerden gelen tepkiler oldukça nitelikli ve merak odaklı. Öncelikle birçok ziyaretçi, Diş Sağlığı Müzesi adını duyduğunda şaşırıyor; diş hekimliği gibi teknik ve gündelik bir alanın müze konusu olarak ele alınması özellikle sanat ve kültür çevrelerinden gelen ziyaretçilerin ilgisini çekiyor. Avrupa’da ve dünyada alanına özgü tematik müzelerin yaygın olması nedeniyle, bu tür müzeleri gezmiş ziyaretçiler Türkiye’de de benzer bir yaklaşımın sergilenmesini önemli bir kültürel kazanım olarak değerlendiriyor.

Ziyaretçilerin en çok şaşırdığı ve merak ettiği bölümlerin başında ise tarihî diş hekimliği koltukları geliyor. Bu koltukların günümüz ergonomik standartlarından farklı oluşu, hastanın çoğunlukla oturarak tedavi edilmesi ve hekimin çalışma düzeni, diş hekimliğinin tarihsel gelişimini somut biçimde ortaya koyuyor. Bilimsel açıdan bakıldığında bu nesneler, yalnızca teknik araçlar değil; dönemin tıbbi bilgisi, beden algısı ve hasta-hekim ilişkisinin nasıl kurgulandığını yansıtan önemli tarihsel belgeler niteliği taşıyor.

Diş sağlığı konusunda geçmişte yapılan uygulamalardan bugüne kalan dersler var mı?

 

Müzenin eğitim kurumları ve diş hekimliği fakülteleriyle iş birlikleri bulunuyor mu?

Müzemizin eğitim kurumlarıyla olan ilişkilerini oldukça önemsiyoruz. Fatih bölgesinde yer almamız nedeniyle öncelikle bu ilçede yaşayan çocukların müzeye kolayca erişebilmesini hedefliyoruz. Bu doğrultuda ilçe millî eğitim müdürlükleriyle protokoller yaparak okullarla düzenli ziyaret programları gerçekleştiriyoruz. Amacımız, çocukların ağız ve diş sağlığı konusunda erken yaşta bilinçlenmelerini sağlamak ve müzeyi onlar için ulaşılabilir bir öğrenme alanı haline getirmek.

Bunun yanı sıra çeşitli diş hekimliği fakülteleriyle de temas hâlindeyiz. Fakülte öğrencileri ve akademisyenler müzeyi ziyaret ederek diş hekimliğinin tarihsel gelişimini yerinde inceleme imkânı buluyor. Bu ziyaretler, teorik bilginin tarihsel ve kültürel bağlamla buluşmasına katkı sağlarken, müzenin akademik çevrelerle etkileşimini de güçlendiriyor.

Dijitalleşme ve interaktif sergileme konusunda geleceğe dönük planlarınız var mı?

Müzemizde halihazırda ziyaretçiyi sürece dâhil eden interaktif alanlar bulunmaktadır. Diş modelleri üzerinden diş hastalıklarının tanıtılması, model üzerinde doğru diş fırçalama tekniklerinin uygulanması ve mikroskop altında gerçek çürük dişlerin incelenmesi gibi uygulamalar, özellikle öğrenmeyi deneyim yoluyla desteklemeyi amaçlamaktadır. Bu yaklaşım, müzenin yalnızca sergileyen değil, aynı zamanda eğiten bir kurum olma hedefini yansıtmaktadır.

Geleceğe dönük olarak ise dijitalleşmeyi daha geniş bir perspektifte ele almayı planlıyoruz. Dijital arşivleme, etkileşimli ekranlar, artırılmış ve sanal gerçeklik uygulamaları gibi yöntemlerle hem diş hekimliğinin tarihsel gelişimini hem de güncel bilimsel bilgileri daha erişilebilir ve anlaşılır kılmayı hedefliyoruz. Dijitalleştirme, yalnızca sergileme biçimini zenginleştiren bir unsur değil; aynı zamanda bilgiye erişimi demokratikleştiren, farklı yaş ve ilgi gruplarına hitap eden stratejik bir öncelik olarak görülmektedir. Bu doğrultuda müze, geleneksel sergileme anlayışını korurken, çağdaş müzecilik yaklaşımlarını da bünyesine entegre ederek sürekli gelişen ve yaşayan bir öğrenme alanı olmayı amaçlamaktadır.

Diş Sağlığı Müzesi sizce ziyaretçiye yalnızca bilgi mi sunuyor, yoksa sağlıkla kurulan bireysel ilişkinin yeniden düşünülmesine de katkı sağlıyor mu?

Diş Sağlığı Müzesi ziyaretçiye yalnızca bilgi sunmakla sınırlı kalmıyor; aynı zamanda sağlıkla kurulan bireysel ilişkiyi yeniden düşünmeye davet ediyor. Dişi yalnızca tıbbi bir nesne olarak değil, sanatın ve kültürel üretimin bir parçası olarak ele alarak ziyaretçide farklı çağrışımlar yaratıyor. Bu yaklaşım, ağız ve diş sağlığını gündelik hayatın, estetik algının ve toplumsal belleğin içine yerleştiriyor.

Bu yönüyle müze, klasik bir sağlık müzesinin ötesine geçerek çok disiplinli bir kültür ve sanat merkezi niteliği kazanıyor. Yalnızca diş hekimliği alanından değil; farklı bilim dallarından, sanatın çeşitli disiplinlerinden sanatçıları, araştırmacıları ve üreticileri ağırlıyor. Böylece ziyaretçi, sağlığı sadece tedavi edilmesi gereken bir durum olarak değil, kültürel, sanatsal ve toplumsal bağlamlarıyla birlikte düşünebildiği daha bütüncül bir deneyim yaşıyor.

 

Sizce diş sağlığı neden toplumsal hafızada yeterince yer bulamıyor ve bu müze bu boşluğu nasıl dolduruyor?

Diş sağlığı, toplumsal hafızada çoğu zaman geri planda kalıyor; bunun en önemli nedenlerinden biri dişle kurulan ilişkinin uzun yıllar boyunca korku, ağrı ve kaçınılmaz müdahale duygularıyla şekillenmiş olması. Diş, genellikle gündelik yaşamın doğal bir parçası olarak değil, sorun ortaya çıktığında hatırlanan ve ertelenen bir alan olarak algılanıyor. Bu durum, diş sağlığının tarihsel birikiminin, kültürel anlamlarının ve toplumsal etkilerinin görünmez kalmasına yol açıyor.

Diş Sağlığı Müzesi tam da bu noktada önemli bir boşluğu dolduruyor. Müze, dişi yalnızca tıbbi bir sorun ya da tedavi nesnesi olarak ele almak yerine; insan hayatının merkezinde yer alan, beslenmeden konuşmaya, estetikten kimlik ve toplumsal temsile uzanan çok katmanlı bir unsur olarak sunuyor. Tarihsel objeler, bilimsel bilgiler, sanatsal üretimler ve interaktif deneyimler aracılığıyla ziyaretçiyi dişle olan ilişkisini yeniden düşünmeye davet ediyor. Böylece korku temelli algıyı dönüştürerek, diş sağlığını yaşamın içinden, kültürle ve sanatla iç içe bir alan olarak toplumsal hafızaya yeniden kazandırıyor.

 

 

 

 

 

 

 

No Comments

Sorry, the comment form is closed at this time.