30 Oca Dijital Dünya Metaverse’ye Evrilecek
Teknolojiyle birlikte dünyayı adeta kuşatan dijitalleşme, hayatın her alanında kendini gösteriyor. Bilim uzmanları bu dünyanın yararlarını ve zararlarını tartışsa da, dijital dünyanın gelişimi kaçınılmaz olarak önümüze çıkıyor. Şimdilerde ise dijital dünyanın farklı bir hal alacağı Metaverse konuşulmaya başlandı. Sanal dijital bir evren olan Metaverse, şu an kullandığımız Web 2.0’ın da üstünde, üç boyutlu, semantik olarak adlandırılan Web 3.0’la birlikte deneyimlemeye başlayacağımız, sanal evrenlerde, açık bir dünya ve deneyim vadeden bir teknoloji olarak tanımlanıyor. Bu teknolojinin yakın bir zamanda yaygın kullanıma gireceği düşünülüyor. Konuyla ilgili önemli açıklamalarda bulunan Yazar Ahmet Melih Karauğuz, gelişimin kaçınılmaz olduğuna işaret etti.
Ahmet Melih Karauğuz kimdir?
1994 Konya doğdu. Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi mezunu. Tarık Buğra romanlarında yönetim olgusunun eleştirisi üzerine yüksek lisans tezi yazarak siyaset roman odağında çalışma yaptı. Ayrıca uzun yıllardır yerel ve ulusal mecralarda dijitallik üzerine konuşmalar yapan yazarın sekiz kitabı bulunmaktadır.

Öncelikle merhaba Ahmet Melih Bey. Dijital dünyanın gündemi hiç hız kesmeden akmaya devam ediyor. Her geçen gün yeni teknolojiler, yeni kavramlarla karşı karşıyayız. Senin 2016 yılından itibaren dijital medya ve teknolojiler üzerine çalışmalarını takip ediyoruz. Ondan önce de bireysel olarak dijital dünyanın içindeydin. Son yaşananlar tam olarak ne? Metaverse diye bir anda gündemimize giren yeni teknoloji neleri vadediyor ve korkmamız gereken bir durum var mı?
Öncelikle bu söyleşi için teşekkür ederim. Sizin de dediğiniz gibi dijital teknolojiler her geçen gün gelişmeye, ucuzlamaya ve hayatımızın merkezini işgal etmeye devam ediyor. Adeta bilim kurgu romanlarının ana karakterleri gibiyiz son günlerde. Ancak tabii unutulmaması gereken ilk şey, teknolojik gelişme tabiatına uygun bir hızla ilerliyor. Meşhur Moore Yasası aslında zaten teknolojik ilerlemenin hızının ne olacağını bize söylemişti. Bu hızın da yavaş yavaş sonuna geldiğimizi iddia edenler de var. Bu tartışmanın ayrı bir boyutu. Asıl konuya gelecek olursak, Metaverse. Facebook CEO’su Mark Zuckerberg şirketinin itibarını kurtarmak için aslında bir anlamda şapkadan tavşan çıkardı ve tüm dünyayı bir şeye kilitledi. Büyük oranda PR içeren, henüz var olmayan ve iyi ihtimalle de bir on yıl sonra yaygın kullanıma girebilecek, tamamen sanal evrende yaşamı mümkün kılacak bir teknoloji idealini gündemimize soktu. Bu gündemle şu an o kadar yoğunuz ki hiçbirimizin aklına başta Facebook olmak üzere küresel teknoloji şirketlerinin verilerimiz konusunda yarattığı skandallara odaklanmıyoruz bile. Bunları daha sonra konuşuruz belki ama şimdi asıl konuya girelim. Nedir Metaverse. Aslında sanal dijital bir evren metaverse. Şu an kullandığımız Web 2.0’ın da üstünde, üç boyutlu, semantik olarak adlandırılan Web 3.0’la birlikte deneyimlemeye başlayacağımız, sanal evrenlerde, açık bir dünya ve deneyim vadeden bir teknoloji. Metaverse ideali, bugün internette parça parça hallettiğimiz birçok işimizi tek bir evrende dilediğimiz anda halletmeyi vadediyor. Bunu basitçe açıklamak gerekirse, sanal bir evrene girdiğimizde şu an birçok siteye gitmemiz, tek bir ara yüz üzerinden işlem yapmamız ve karşımızdaki kişilerin sadece ekran görüntülerini görmemiz mümkün. Metaverse ile birlikte sanal evrenlerde herkesin 3 boyutlu avatarlarını göreceğiz. Onların sesini avatarlardan duyacak, avatarlarla birlikte hareket edebilecek aynı zamanda mekanın bize sunduğu tüm deneyim imkanlarından faydalanacağız. Sınırsız bir sanal alan düşünün ve bu alanda her şirketin/firmanın/devlet kurumunun burada alanlar açtığını hayal edin. Her işimizi evden çıkmadan, sanal bir evrende gezinerek halledebileceğiz. Fatura mı ödeyeceğiz hemen oradaki alanlarda bulunan fatura ödeme noktasında bunu yapıp, canımız o an dans etmek istediyse dans edip, hemen arkasından bir oyuna girip oradan sıkılınca da kendi sanal evimizde arkadaşlarımızla parti verebileceğiz. Bir anlamda gerçek hayatın, fizik kurallarını da delebilecek şekilde, sanala aktarılması meselesi karşımızda. Korkmamız gerekiyor mu? Lütuf mu? Aslında korku bilgisizlikten ve deneyimsizlikten gelir. Eğer bu teknolojilerin oluşturulmasında biz de olursak ve bilinçli bir teknoloji okuryazarlığını topluma yayabilirsek korkmamızı gerektirecek bir şey yok. Bir de elbette bunun şu an için sadece bir ideal olduğunu, İntel’in CEO’sunun mevcut teknolojilerle bunun gerçekleşmesinin imkansız olduğunu söylediğini de unutmamak gerekiyor. Bir gün elbette olacak ama o olacak gün için şimdiden kaygılanmak yerine metaverse giden yolda öne çıkan teknolojiler üzerinde çalışmalar gerçekleştirmek, geleceğin dünyasına dair hayaller kurup, bizim hayallerimizin geleceğin gerçeği olması için çabalamamız önemli. Çünkü korku bizi sadece bir şeylerden kaçındırır. Kaçınmak da gerçeği ıskalamaya sebep olur. Her zaman itidal önemli. Konu teknoloji olduğunda bile

Az önce birkaç önemli meseleye değindin, konunun daha net anlaşılması için o noktalara bir daha dönmekte yarar görüyorum. Birincisi veri güvenliği dedin. Bu neden önemli bir konu ve Facebook bundan neden kaçıyor? Bir diğeri de metaverse’i oluşturan teknolojiler dediğin teknolojiler neler?
Veri modern zamanın petrolü diyorlar, biliyorsunuz. Bunun haklı bir tarafı var. Petrol modern şehirlerin kurulmasında, sınırların aşılmasında, fabrikaların işlemesinde önemli bir ateşleyici oldu. Veri de aslında bunu yapıyor. Eskiden ekonomiler emek, optimum üretim süreci gibi konular üzerinden büyüyordu. Ama artık ekonominin kaynağı bizatihi insanın kendisi. Siyasi görüşleri, alışveriş pratikleri, sağlık sorunları, yaptığı aramalar neticesinde konulara yaklaşımı, ya da ne bileyim yakın zamanda kaç çocuk doğacağı ve daha birçok konu, bizim internette bıraktığımız izler yorumlanarak bir çıktıyla karşımıza çıkıyor. Şu an birçok büyük şirket reklamlardan çok bu verileri üçüncü taraf şirketlere/partilere/kurumlara satarak para kazanıyor. Çünkü verilerimiz bizim hakkımızda her türlü bilgiyi açığa çıkartan bilgiler demeti. Bir anlamda dijital DNA’mız. Veriler üzerinden elde etmek istediğiniz tüm verileri elde edebilirsiniz. Burada kişisel verilerin korunması ciddi bir önem arz ediyor. Aynı zamanda ciddi bir milli güvenlik meselesi de bu. Hatırlayacaksınız 2016 Amerikan seçimlerinde Facebook’un Cambridge Analityca şirketine kullanıcı verilerini sattığı ve bu veriler üzerine çalışma yapan şirketin seçimin sonucunu belirlediği ortaya çıkmıştı. Herkes bunu Amerika’ya has bir durum olarak gördü ama aynı ve benzer işi yapan şirketler tüm dünyada çalışmalarına devam ediyor. Yarın Türkiye’de de verilerin analiziyle bireylerin manipülesi ve seçim sonuçlarında yönlendirildiğini konuşabiliriz. Veriyi üreten bizleriz, analiz eden şirketler. Daha sonra o analizler üzerinden bizi ekonomik tercihlerimiz konusunda yönlendirenler de yine onlar. Yani bir anlamda bir döngünün içindeyiz. Birçok kararı biz veriyor gibi gözüküyoruz ama aslında bizim verilerimiz bizi manipüle ediyor ve farklı olana yönelmemiz engelleniyor. Bu bakımdan kişisel verilerin korunması, üçüncü taraflarla paylaşılmaması, çalınmaması, çalınan verilerden doğacak zararın şirketlerden alınması gibi konular önemli ki zannediyorum bir beş yıl sonra ana gündem maddemiz de bu olacak. Facebook bu konuda çok başı yanan bir şirket. Sorunu çözemiyorlar daha doğrusu çözmüyorlar çünkü sorun olan şey benzeri şirketlerin var oluş sebebi. Metaverse ve teknolojiler konusuna geldiğimizde de metaverse var olan teknolojiler üzerine yükselecek. Elbette biraz zaman var. Bu teknolojilerin gelişmesi, ucuzlaması, güvenlik konularında toplumsal bir konsensüs sağlanması gerekiyor. Nedir bu teknolojiler dersek karşımıza ilk olarak blockchain çıkıyor. Ardından nesnelerin interneti dediğimiz IoT, artırılmış/sanal/genişletilmiş gerçeklik teknolojileri. Bunlarla paralel olarak elbette yapay zeka, büyük veri gibi teknolojiler de metaverse’ün olmazsa olmazı. Blockchain teknolojisini 2008’den beri biliyoruz. Bitcoin’le gündemimize giren bir teknoloji. Şifreleme sistemi aslında. Herkesin kayıt tuttuğu bir dijital şifreleme sistemi. Blockchain teknolojisi hem sistemin güvenliği, hem sürdürülebilirliği hem de sanal evrende yapacağımız alışveriş/mülkiyet ve davranış hareketlerinin kaydedilmesi, kaybolmaması ve evrenlerin depolanması için önemli bir teknoloji. Şu an birçok banka transfer işlemlerinde, küresele nakliyat firmaları takip sistemlerinde bu teknolojiyi kullanmaya başladı. Ama hala çok yeni bir teknoloji. Öte yandan nesnelerin interneti, internete bağlı cihazların birbiriyle iletişime geçip ortak hareket edebilmesini sağlayan bir teknoloji. Örneğin buzdolabımız bir akıllı cihaz olsun. Dolapta her ürünü koyduğumuz bir alan var diyelim. O alanlarda olası bir eksilme ile telefonumuzdaki sanal alışveriş uygulamasına bir bildirim gidip, eksilen gıdaların yeniden siparişi bizsiz bir şekilde sürebilir. Şu an endüstride bu yaygın kullanılıyor aynı zamanda trafik sistemlerinde de. Yakın bir gelecekte – bir beş yıl belki de- evlerde de yaygın bir şekilde kullanıldığını göreceğiz. Artırılmış/Sanal/Genişletilmiş gerçeklik kavramları da bizi sanal bir evrene sokarken anahtar görevi gören teknolojiler olarak öne çıkıyor. Hali hazırda oyun sektöründe, simülasyonlarda ve müzecilik gibi alanlarda kullanılıyor. Bu teknolojilerin ucuzlaması, tabana yayılması metaverse için olmazsa olmaz.
Veri kavramını, nesnelerin internetini anlatırken sen, senin çok sık kullandığın ve geçtiğimiz haftalarda İnsan Sanat Yayınları’ndan çıkan “Gri Alan – Tasarım Norm Karmaşa” başlıklı editörlerinden biri olduğun kitaptaki makalen aklıma geldi. Öngörülebilirliğin gölgesi diye bir kavramdan bahsediyorsun kitapta. Konunun anlaşılması için bu kavramı biraz açar mısın?
Elbette. Öngörülebilirlik aslında insanın en temel arzusu diyebiliriz. İlk insanın yasak ağaçtan yemesinin sebebi, şeytanın onlara sonsuz ve durağan, sakin bir hayatı vadetmesiydi. Belirsizliğin kalkması vaadi bir anlamda. İnsanın en çok korktuğu şey belirsizlik. Doğal olarak insanın etrafında gelişen makro sistemleri de felç eden bir şey bu kavram. Ekonomide son zamanlarda duyduğumuz belirsizliklerin ortadan kalması konusu da bununla paralel. Belirsizlik risk yaratıyor. Önünüzü görmenizi engelliyor. Önünüzü göremeyince adım atamıyorsunuz bu da kaygı ve korkuya sebebiyet veriyor. Hal böyle olunca da belirsizlikleri ortadan kaldırmamız gerekiyor. Bunun çeşitli yolları var. Fallar, astroloji, simülasyonlar bir bakıma bunu kaldırmak için kullandığımız araçlar. Dijital dünya da belirsizliği hiç sevmeyen bir yapıya sahip. Aslında kapitalizm belirsizliği sevmez. Belirsiz olan bir yerde ürün satamazsınız, ürün de üretemezsiniz. Bir şeyleri öngörülebilir kılmak için insanları yönlendirmeniz, onları bir şeye inandırmanız ve bir yerlere kanalize etmeniz gerekir. Dijital dünyayla birlikte hayatımızın teknolojisi olan yapay zekalar aslında bunun için çalışıyor. Tabii sadece yapay zeka değil bununla birlikte makine öğrenmesi teknolojisi de. Yapay zekalar, insan beynini taklit eden bir teknoloji. İnsanın hareketlerini, sözlerini vb. Makine öğrenmesi ile birlikte yapay zekalar sürekli öğreniyor. Yani örneğin navigasyon sistemleri, yoğun olarak kullanılan yolların verisini çekerek, en kısa yolu öğreniyor ve size onu öneriyor ya da alışveriş siteleri sizin en çok tercih ettiğiniz ürünleri öğreniyor ve size tercih edeceğinizi düşüneceği ürünleri öneriyor. Bir anlamda sizi öngörmeye çalışıyor. Daha önce bunları almıştı artık bunları almıyor, o zaman şunları almaya daha istekli gibi. Böylece ürünler üretilirken ya da sunulurken düşük maliyetlerle yapılmaya başlanıyor. Tabii bu sadece ürünler için değil. Toplumsal olarak da öngörülebilir toplumlar isteniyor. Hangi partiye oy vereceği, hangi olayda nasıl konum alacağı. Buna göre sınıflandırmalar yapılıyor. Bizler insan olarak hep kendimize benzeyenlerle bir arada olmayı tercih ederiz. Çünkü güvenlik en temel arzumuz. Hayatta kalmak en büyük güdümüz. Dijital mecralarda da kendimize benzeyenlerle ilişki kuruyoruz. Bu duruma yankı odası yaratmak deniyor. Yani birçok kişi olsa da hep aynı şeyi söyleyen insanların olduğu bir oda. Bu da bizim sadece tek bir görüşe iman etmemizi sağlıyor ve daha kolay kanalize edilmemizi, yönlendirilmemizi ve manipülasyona açık hala gelmemizi. Bu da elbette, özellikle sermaye için, büyük önem arz ediyor. Çünkü bu sayede sermayenin akışını engelleyecek herhangi bir olumsuzluk engellenebiliyor, toplum kutuplaştırılıyor. Buna da hakikat sonrası deniyor ama ben hakikatin parçalanması olarak adlandırmanın daha doğru olacağına inanıyorum. Tek bir olayı herkese göre yeniden kurgulayıp, herkesin eline farklı hakikat parçaları vererek kitleleri kemikleştirmek ve birbiriyle karşı karşıya getirmek. Biliyorsunuz elinizde çekiç varsa her şeyi çivi olarak görürsünüz. Herkesin eline farklı nesneler verirseniz artık ona göre bakmaya başlarlar. Öngörülebilirlik basit anlamda bu. Herkesi verilere indirgeyip, onlara verili hikayeler sunup bir yere kanalize etme süreci.

Yine İnsan Sanat Yayınları’ndan bu yaz çıkan “Aslını Yıkmak” isimli bir kitabın daha var. Orada da dijitalliğin hayata/mekana/sanata etkilerini irdeliyorsun. Dijitallik bizden neyi alıyor ve yerine neyi koyuyor? Dijital dönemin insanının en büyük eksiği ne sence?
Dijital zamanlarda insan hayatının rayihasını kaybetmiştir diyebiliriz. Her şeye bir ekranın arkasından bakmakta, her olayı ekrandan izlemekte, her şeye ekrandan dokunduğunu zannetmektedir. Dijital dünyada insan hafızasını/anılarını/hikayelerini rehin vermiştir. Bu bir anlamda hayatını rehin vermesi demektir. Irak Kuveyt savaşı sonrası Baudrillard savaşın bir simülasyon olduğunu, televizyonda yayınlanan savaşın, ekranlar kapatıldığında bittiğini, ekran tekrar açıldığında devam ettiğini söyler. Bizler için de aslında durum aynıdır. Ekranların arkasında bir hayatın var olduğuna inanıyoruz ve gerçeği ıskalıyoruz. Zahmetsiz, bedelsiz, rayihasız olaylarla iç içeyiz her gün. Herhangi bir olayı yaşamıyor sadece seyrediyoruz. Sevmiyoruz sadece haz arıyoruz. Dost olmuyoruz sadece arkadaşlık bağlantıları üzerinden ilişki kuruyoruz, iletişimden uzağız sadece mesajlaşıyoruz. Zannediyorum dünya tarihinde yaşanmayan şey bu hayatsızlık. Dijitallik bir cennet vaadi sunuyor ama karşılığında hayatlarımızı alıyor. Bize rahat bir hayat vadediyor ama bizim bahçeden kovulmamıza sebep oluyor. Bir de üzerine dijital okuryazar olmayışımız eklenince, sürekli yalan habere maruz kalan, zorbalık yapan ya da zorbalığa uğrayan, kutuplaşan toplumlar yaratılıyor. Ötekini tanımayan, insanı hasletlerini her geçen gün yitiren bir insanlık var. Her şeyin veriye indirgendiği bir dönem. Hiç unutmuyorum pandeminin ilk döneminde, borsa endekslerini takip ettiğimiz site dünyadaki vaka ve ölüm sayılarını grafik halinde, borsaların yanında vermeye başlamıştı. Ölüm gibi sarsıcı bir şeyin borsa endekslerinden farklı olmayışı zannediyorum dijital çağın en güzel özeti. Ya da dijital dünya insanının. Hayata yeniden rayihasını kazandırmamız gerekiyor. Ötekini ekranlarla değil gözlerimizle görmemiz gerekiyor, güzeli yeniden tanımamız ve biçimlendirilmiş güzellikleri reddetmemiz gerekiyor. Çünkü ekrana gelen her şey tasarlanmıştır oysa insanı insan yapan tasarlananın ötesinde yaşayabilmesi, zorluğa, engele karşı gelebilmesi ve kendi tecrübesini var edip bir hikaye yazabilmesidir.

Son soru olsun. Yine yukarıda dediklerini göz önüne alarak, öykücü kimliğini de burada gözeterek, sanat bütün bu olup bitenlere dur diyebilecek mi? NFT’leri tartıştığımız ve her şeyin ekrana indirgendiği bu dijital dünyada “Sis Nasıl Olsa Dağılır” diyebilecek miyiz?
Sanatın, dinin bütün bu olup bitenlere karşı durmasını bekliyoruz elbette ama onlarda indirgeniyor her geçen gün. Dikkat edin son zamanlardaki dini ve sanat tartışmalarına aslında basit bir kavram/düşünce haritası üzerine ilerliyor. Olağanın dışına çıkmıyor, çemberi kırmıyor hiçbir şey. Çünkü her şeyin sosyal mecralarda yer alabilmesi için onun diline uygun hale gelmesi gerekiyor. McLuhan “araç mesajdır” derken aslında bir kere daha çok haklı bir tespitte bulunuyordu. Eşyanın ahlakıyla ahlaklanmak diyoruz biz. Eşya her şeyin ahlakını/kodunu bozuyor ve kendisine benzetiyor. Sanatın bir şeyleri değiştirmesini umuyorum çünkü sanat kırılma anlarının eserleridir. Ötekini/farklıyı/görülmeyeni gösterme gücüne sahiptir. Asla öngörülemezdir ve sonsuz bir yorum alanı bırakır insana ki bu sayede insan hayal kurar/düşünür/eleştirir. NFT’ler sanat eseri mi? Bu bence hala tartışmalı. NFT’ler bölünemez tokenlar olarak karşımıza çıkıyor. Blockchain teknolojisinin yeni armağanları ama tek düze bir üretim var NFT piyasasında. Sanatçısının kurgularken anlamsal değil büyük oranda araçsal bir kurgusu söz konusu orada. Sanat eseri insana bir şey söyler, NFT’ler ne söylüyor hala bilmiyorum. NFT eserlere baktığımda benimle konuşan şeylerden ziyade donuk nesneler var karşımda. Tabii burada dijital sanatla NFT karıştırılmamalı. Dijital sanat bir sanat üretiyor arkasında bir anlam/kuram var. NFT’lerin arkasında blockchain var. Sis Nasıl Olsa Dağılır mı? Evet, kesinlikle dağılır. Dijitallik bir şeyleri değiştirse de insanı yok edemeyecektir ve insan insan olarak hayatını yaşamayı sürdürecektir. Burada her ne kadar transhümanizm tartışmaları gündeme gelecek olsa da, belki başka bir zaman uzun uzun konuşuruz, insanın bir hikayesi hep olacak ve günün sonunda hikayesi olanlar kazanacaktır. Dijitallikten korkmadan, olan biteni büyük bir soğuk kanlılıkla irdelemek ve toplumun dijital okuryazarlık seviyesini ve teknolojiye ulaşmada sağlanacak kolaylıkları düşünmek bugün bir fırtına olarak üzerimize gelen dijital kültürün karşısında bizi sağ salim kıyıya çıkartacaktır diye düşünüyorum.
Değerli vaktini ayırdığın için çok teşekkür ederim. Benim çok keyif aldığım bir söyleşi oldu, dilerim okurlarımız da istifade ederler.
Ben teşekkür ederim bana bu fırsatı verdiğiniz için.
RÖPORTAJ:ALAADDİN ALADAĞ
Sorry, the comment form is closed at this time.