DOĞRU SESİN PEŞİNDE!
1932
wp-singular,post-template-default,single,single-post,postid-1932,single-format-standard,wp-theme-bridge,bridge-core-1.0.5,ajax_fade,page_not_loaded,,qode-title-hidden,transparent_content,qode-theme-ver-18.1,qode-theme-bridge,disabled_footer_bottom,qode_header_in_grid,wpb-js-composer js-comp-ver-6.0.2,vc_responsive

DOĞRU SESİN PEŞİNDE!

Yaklaşık 20 yıllık deneyimini modern teknolojiyle birleştiren Studio Muse, akustik doğruluk ve üretim kalitesini merkeze alarak ses prodüksiyonunda yeni bir anlayış ortaya koyuyor.

Şeyma Ayık kimdir? Hayat Hikâyenizden biraz bahsedebilir misiniz?

İstanbul doğumluyum. İlk, ortaokul ve liseyi Beylerbeyi semtinde tamamladıktan sonra sırasıyla Gazi Üniversitesi İşletme, Pera Güzel Sanatlar Şan Bölümü ve Anadolu Üniversitesi Çocuk Gelişimi bölümlerinden mezun oldum. Ortaokulda başlayan tiyatro ve seslendirme merakım beni şimdiki sürecime taşıdı. Açık Radyo’da uzun yıllar çalışırken dublaj ve seslendirme sektörüne adım attım. TRT’de başlayan yolculuğumda, üstatlarımızdan seslendirme ve dublaj adına paha biçilemez kazanımlarım oldu. İlerleyen zamanlarda yine TRT projelerinde çocuk seslendirme koçluğu yaparak çocuklara göz kırpmaya başladım. Onlarla çalışmak içimdeki çocuğun bana hınzırca gülümsemesine sebep oldu ve onlardan vazgeçemedim. Yıllar içerisinde çocuklarla çalışma alanlarımı genişleterek çocuk kitapları ve masallar yazıp, anlatmaya başladım. Türkiye’deki birçok okulun müfredatında okutulan kitaplarım sayesinde yüzlerce çocukla bir araya geldim. Bu süreçte kurduğum seslendirme ve dublaj şirketinde de yüzlerce diyebileceğim seslendirme projesine imza attım. Hala oyun arkadaşlarım dediğim çocuklarla buluşmaya ve onlar için yazmaya; bir yandan da mikrofon oyunculuğu kimliğime de ara vermeden mesleğimi icra etmeye devam ediyorum.

Aliş Harikalar Diyarında, sanatın çocuk dünyasında dönüştürücü bir güç olduğunu savunuyor. Sizce çocuklara sanatı anlatmak, aslında onlara dünyayı yeniden yorumlama cesareti kazandırmak anlamına mı geliyor?

Sanat çocukların dünyayı anlamlandırma ve kendilerini ifade etme yollarından biri. Çocuk sanatla birlikte duygularını tanır ve bunları ifade etmeye başlar. Bu da öz güvenini ve içsel dengesini geliştirmesine yardımcı olur. Elbette dönüştürücüdür. Bu sayede hayal kurar, empati becerisi devreye girer ve sorunları çözmede sanat yol göstericidir. Bunun bir neticesi olarak da kaçınılmaz bir biçimde çocuklar dünyayı yeniden ve yeniden yorumlama cesaretini kazanırlar. Çünkü sanat sürekli yeni pencereler açar.

Kitapta bale sanatı üzerinden kurulan anlatı, bedensel ifade ile duygusal ifade arasındaki bağı hatırlatıyor. Çocukların henüz söze dökemedikleri duyguları sanatla ifade edebilmesi, hikâyenin görünmeyen ana damarı olabilir mi?

Biz yetişkinler de duygularımızı birbirimizden farklı biçimlerde ifade ederiz. Kaldı ki çocukların dünyasında bu daha belirgin bir şekilde kendini gösterir. Konuşmaktan hoşlanmayan; tensel, sözel bir iletişim biçimini tercih etmeyen bir çocuk belki bir resimle kendini ifade etme yolunu bulur. Bir diğeri günlük tutar, biri şiir yazar, bir diğeri dans eder. Kitap elbette sanatın çocuklar için vazgeçilmez bir alan açtığını ifade etmenin ötesinde, duygularının ve daha önce pek duymadıkları bir meslek olan balet kavramının anlamını içselleştirerek yeni bir dünyanın kapılarını araladıklarını da anlatıyor bize. Yazarken önemsediğim şeylerden biri de şuydu. ‘Sanatta hiç tasavvur edemediğimiz ve kapısının varlığından dahi haberdar olmadığımız alanlar var. Cesur olun ve oralarda gezinin. Çünkü yeni manzaralar görmeye hepimizin ihtiyacı var.’

Caner’in babasının balet olması, çocukların önyargısız merakını görünür kılıyor. Bu karakter üzerinden toplumsal kalıpları çocukların saf bakışıyla kırmayı bilinçli bir tercih olarak mı kurguladınız?

Bu sorunun can alıcılığı karşısında, çabasını gösterdiğim tercihimin karşılığını bulduğunu tam olarak kalbimde hissettim. Çok ama çok teşekkür ederim bu değerli sorunuz için. Cevabıma ‘evet’ diyerek başlamak ve önemli birkaç kelam etmek istiyorum. Çocuklar özleri itibariyle herkese eşit mesafede durur. Önyargıları oluşturan ve mesafeleri, duruşları ayrıştıran aile ve toplumun dayatmaları olur çoğunlukla. Ne yazık ki birçok çocuk, bu tabular nedeniyle mutlu olabileceği mesleği seçebilme özgürlüğüne bile sahip olamayabiliyor. Balet mesleğini icra eden çoğu çocuğumuzun yüzleşmek zorunda kaldığı soru ve sorunları bilen bir kişi olarak bu kitabı yazmam gerektiğini düşündüm. Belki bir anda sihirli bir etki yaratmaz üzerimizde ama domino taşlarından birinin zamanı geldiğinde yıkılması gereken etkiyi oluşturur. Çünkü toplum olarak, meslek seçimlerinde çocuklarımızın sesini ne kadar dinler ve özgür olmalarına olanak tanırsak o denli mutlu olacağız.

Hikâyede yılbaşı atmosferi, umut ve yenilenme duygusuyla birleşiyor. Bu bağlamda kitap, çocuklara sadece sanat sevgisi değil aynı zamanda “yeni başlangıçlara açıklık” fikrini de mi öneriyor?

Umut yaşamda var olabilmenin en değerli kavramı. Çıktığımız her yolda içimizde taşıdığımız umutla yol alabiliyoruz elbette. Kitapta bu bir metafor olarak algılanmışsa elbette bu beni ve okuyanları da mutlu kılar. Yeni başlangıçlara, yeni fikirlere ve yenilenmeye dair olan her şeye açık nesiller birbirini daha iyi anlayacaktır. Elbette umudu da hiçbir zaman yitirmeden…

Aliş’in internetten araştırma yapması, geleneksel merak ile dijital merakın kesiştiği bir an. Çocukların sanatla ilk temasının dijital araçlar üzerinden olması sizce bir fırsat mı yoksa risk mi barındırıyor?

On bir yaşındaki kızım ve arkadaşlarından da gözlemlediğim kadarıyla, çağımızda çocuklar interneti bilgi edinme aracı olarak görüyorlar. Geleneksel merakta gözlemleme, bilenlere danışma ya da yerinde deneyimleme kavramları kendini gösterirken dijital çağda bunun yerini internet almış durumda. Elbette bu bize yeni bir alan açarken handikaplarını da beraberinde getiriyor. Bu noktada biz ailelere de önemli görevler düşüyor. Bu süreci takip edebilmek ve bazı bilgileri edinebilmeleri için farklı kaynakları sunmak da bir nebze olsun çocukların dijital ilgilerini farklı alanlara yöneltmelerini sağlar. Küçük bir örnek vermem gerekirse; ülke isimleri ve konumlarını merak eden çocuklar için farklı konseptlerde atlaslar alıp birlikte üzerinde çalışmalar yapmak, çocuklara bilginin başka kaynaklardan da edinilebileceğini gösterir. Yine de çağımızda dijital kaynaklardan vazgeçmek elbette mümkün değil.

 Kitap boyunca sanat; dinlendiren, birleştiren ve hayal gücünü genişleten bir alan olarak betimleniyor. Sizce çocuk edebiyatında sanatın bu iyileştirici yönü yeterince işleniyor mu, yoksa hâlâ keşfedilmeyi bekleyen bir alan mı?

Kitabımda bu mesajın okuyucuya rahatsız etmeden ulaşması beni mutlu kılıyor. Aslında göze sokulacak derecede mesaj kaygısı güden bir yazar değilim. Çünkü kalpten yazılan her cümle, okuyucusunun kalbinde yer bulur ve şekillenir. Sanatın büyüleyici, dönüştürücü gücünü bizlere aktaran çok değerli yazarlarımız ve eserleri var. Dolayısıyla bu keşfedilmiş ve bence üzerinde oldukça fazla eser yazılmış bir alan. Müzik, resim ve sahne sanatları konularında edinilecek pek çok değerli eser ve temiz içerik var.

“Harikalar Diyarı” metaforu, gerçeklikten kaçıştan ziyade gerçekliği daha derinden kavrama alanı gibi duruyor. Bu kitapta hayal dünyası, çocukların gerçek hayatla baş etme biçimlerine dair nasıl bir işlev üstleniyor?

Sorularınızla birlikte metaforlarla ifadeyi ziyadesiyle sevdiğimi fark ettim. ‘Harikalar Diyarı’ aslında bize masallarda anlatılan ve hiçbir zaman gerçekliğini yaşayamayacağız ütopik bir yerdir. Oysaki mutlu olduğumuz ve kendimizi var edip görünür kıldığımız her yer biz insanlar için bir harikalar diyarına dönüşebilir. Dolayısıyla çocuklar bu kavramı aslında hayali bir alan olarak tanımlamanın ötesinde harikalar diyarının kendi yarattıkları bir alan olduğunu içselleştiriyor ve hayallerini gerçeğe taşıyabilecekleri inancını perçinliyorlar.

Aliş ve arkadaşlarının sanat karşısındaki hayreti, aslında ilk estetik deneyimin şaşkınlığına işaret ediyor. Kendi çocukluğunuzda sizi sanatla ilk kez karşılaştıran anı hatırlıyor musunuz ve bu hatıra kitaba nasıl sızdı?

Kitapta Aliş ve arkadaşları daha önce deneyimlemedikleri bir bale temsiline davet ediliyorlar ve salona girdiklerinde hayretler içinde kalıyorlar. Çünkü sahnenin altında kocaman bir alanda orkestrayı görüyorlar. O an öğreniyorlar ki; bale temsili esnasında canlı müzik ve koca bir orkestra balet ve balerinlere eşlik ediyor. Bu bilgiyi edinmeleri büyük bir kazanım aslında.

Küçüklüğümde bir bale temsilini izleme şansım olmasını çok isterdim ama ben Aliş ve arkadaşları kadar şanslı değildim😊 Bu sebepledir ki sanatla biraz daha geç tanıştım. Tam bir tiyatro sevdalısıydım. Ayın başında sahnelerin tiyatro programlarını edinir, hepsine tek tek gitmeye çalışırdım. Sorunuza gelince; sanırım Aliş gibi bir deneyimi babamın beni Haldun Dormen Tiyatrosu’nda ‘Yolun Yarısı’ adlı oyuna götürdüğü gün yaşadım. Hiç unutamıyorum. Sesine ve sanatına hayran olduğum rahmetli oyuncu Alev Sezer’le de oyun bitiminde kulise gidip röportaj yapmıştım. Babamla o kulis odasında otururken kendimi harikalar diyarında hissettiğimi şu anda bile anımsayabiliyorum.

 Son olarak; bu kitabı bir çocuk kitabı olmanın ötesinde, yetişkinlere de çocukların sanatla kurduğu ilişkiyi hatırlatan bir metin olarak okumak mümkün mü? Sizce kitabın yetişkin okura gizli bir çağrısı var mı?

Yetişkinlerin de çocuk kitabı okumaya ihtiyacı vardır kanımca. İçimizdeki o saf ve dingin çocukla buluşma rehberidir çocuk kitapları. Ayrıca çocuk yetiştiren ebeveynler için de müthiş bir rehberdir. Ancak elbette her çocuk kitabı değil. Bu konuda da bilinçli ve seçici olmak zorundayız.

Kitabımızın yetişkinlere elbette önemli bir çağrısı var. Lafı eğip bükmeden kısaca özetlemem gerekirse;

Lütfen çocuklarımızın ilgi ve heyecan duydukları alanları önemseyelim. Meslek seçimlerinde cinsiyetçi söylemlerden uzak durarak, yetenekli oldukları konularda onları destekleyelim. Bir erkek çocuğu arzu ederse balet de olur modacı ya da terzi de. Tıpkı arzu eden bir kız çocuğunun futbolcu veya akrobasi pilotu olabileceği gibi.

No Comments

Sorry, the comment form is closed at this time.