28 Oca Geçmişi Geleceğe Aktarıyor
Tarihin restoresini yaparak geleceğe aktarılmasını sağlayan önemli isimlerden biri Aysun İğde. Sanata olan ilgisi nedeniyle bu mesleği tercih eden İğde, Milli Saraylar İdaresi Başkanlığı’nda Porselen-Cam Konservasyon ve Restorasyon Atölye Sorumlusu olarak görev yapıyor. Bugüne kadar önemli işlere imza atan İğde, yaptığı işin inceliklerini anlattı. İğde, bu işi yapmaktan oldukça mutlu olduğunu söyledi.

Aysun İğde kimdir? Biraz hayat hikâyenizden bahsedebilir misiniz?
1983 İstanbul doğumluyum. Trakya Üniversitesi Geleneksel Türk Sanatları mezuniyetimin ardından özel ilgi alanım olan Felsefe lisans eğitimimi tamamladım. İstanbul Üniversitesi Müze Yönetimi Ana Bilim Dalı’nda yüksek lisans eğitimime devam ettim. Halen İstanbul Üniversitesi Tarih bölümünde eğitim hayatımı sürdürmekteyim. 2008 yılında Milli Saraylar İdaresi Dolmabahçe Sarayında farklı alan ve atölyelerde tamamladığım staj dönemim ardından 2009 yılı itibariyle Milli Saraylar İdaresi Porselen-Cam Konservasyon ve Restorasyon Atölyesinde görev almaya başladım. Görevim süresince Marmara Üniversitesi bünyesinde ‘Koruma Bilimi’ (Intensive Schools on Conservation Science), Yıldız Teknik Üniversitesi ‘Kültürel Mirasın Korunmasında Lazer Temizliği’, Mimar Sinan Üniversitesi ‘Resim Okuma ve Üslup Tarihi, Koç Üniversitesi bünyesinde ‘Arkeolojik Varlıkların Korunması ve Kurtarılması-SARAT’ gibi eğitimlere katıldım. ICOM-ISPC (Önleyici Koruma), Boğaziçi Üniversitesi (Chemistry for Cultural Heritage), SSM Sanat Eserleri Üzerine Bilimsel ve Teknik Araştırmalar/Sanat Eserlerinin Anatomisi gibi uluslararası birçok sempozyuma katıldım. Milli Saraylar İdaresi Başkanlığı’nda yine alanında ilk olan ‘Saray Koleksiyonları Müzesi’ ve ‘Beykoz Cam ve Billur Müzesi’ kuruluş çalışmaları, ‘Osmanlı Sarayında Japon Rüzgarı’, ‘Sarayda Bir Fincan Kahve’, ‘Vefatının 150.yılında Sultan Abdulmecid ve Dönemi’,’Sultan Abdül Hamid Han ve Döneminden İzler’ gibi projelerde görev aldım. Halen Milli Saraylar İdaresi Başkanlığında Porselen-Cam Konservasyon ve Restorasyon Atölye Sorumlusu olarak görevime devam etmekteyim.

Çok zor ve özel bir meslek sizinki. Nasıl ve ne zaman karar verdiniz restoratör olmaya?
Söylediğiniz gibi çok özel bir iş… Esere yüzyılın bir durağında soluk vermek, kırgınlığına merhem olmak gibi… Sabrın sırrı ile meşakkatlenmiş bir yol üzerinde geçmişi geleceğe emanet ediyoruz. Çocukluk dönemimde dahil olmak üzere sanata ve tarihe hep ilgi duydum. Restoratör olmak fikrinden ziyade sanat ve tarih ile iç içe olmak isteği, her ikisinin de harmanlandığı bu işe vesile oldu diyebilirim. Tatil zamanlarımda dahi antik kentler gezerek, keşif gezileri yaparak dinlenmeyi tercih ediyorum. Bu yüzden ‘Restorasyon’ benim için bir iş olmaktan fazlası. ‘Aslında yeni olmak eskinin sırrını bulmaktır. Çünkü o eski bir nevi ölmezlik kazanmıştır.’ Diyor Sezai Karakoç. Eskinin sırrına vakıf oldukça yenileniyor insan…

Bizlere Porselen-Cam Konservasyon ve Restorasyon Atölyesi bahsedebilir misiniz?
Porselen-Cam Konservasyon ve Restorasyon Atölyesi Milli Saraylar Koleksiyonunda bulunan cam, seramik, porselen, mermer, fildişi ve dekoratif taş içerikli eserlerin restorasyon işlemlerinin yapıldığı atölyedir. Atölyemizde başlatılan koruma ve onarım süreçleri; objelerin özgün niteliklerine bağlı kalmak amaçlı, araştırma, eseri tanıma-anlama ve projelendirme gibi aşamalarla başlıyor. Analizlerle temellenen malzeme bilgisi ve kondisyon tespitleri ardından konan teşhisler doğrultusunda objenin fiziksel ve estetiksel bütünlüğünü sağlamak hedefleniyor. Sanatın, zanaatın, bilim ve tarihin bir arada olduğu bir atölye Porselen-Cam Konservasyon ve Restorasyon Atölyesi…

Bizlere Konservasyon ve Restorasyon işlemlerini yürüttüğünüz Beykoz Cam ve Billur Müzesi’ni anlatır mısınız?
Adını Osmanlı dönemindeki Beykoz Cam ve Billurat Fabrika-i Hümayunu’ndan alan Müzemizin bulunduğu yapı Sultan Abdülaziz tarafından vezirlik görevine getirilen Abraham Paşa inşa ettirmiş. İnşasından sonra günümüze kadar ulaşmayı başaran ‘Ahır Binası’ Sayın Cumhurbaşkanımızın proje mimarlığı ile, Milli Saraylar İdaresi Başkanlığı tarafından 3 yıl süren Restorasyon çalışmasıyla Beykoz Cam ve Billur Müzesi olarak ziyarete açıldı. 400 dönümlük koruluk alan içerisinde yer alan Müzemiz, 117 farklı ağaç türüyle aynı zamanda ‘Botanik Müze’ özelliği taşıyor. 600 eserin yer aldığı cam kütüphanesi, cam atölyesi ve organik malzemelerle oluşturulmuş çocuk oyun alanı ile de eşsiz bir sergi alanı.

Eşi benzeri olan eserler değil. Her bir objenin bir ikincisi olmayan, bir müze olarak biliyoruz. Bizlere müze de bulunan obje ve eserler hakkında bilgi verebilir misiniz?
Müzemizde 1500 nadide eser sergileniyor. Gezerken cam sanatının tarihi gelişimine şahitlik edecekler ziyaretçiler. 12 tematik bölümde; Anadolu Selçuklu Camları, Revzenler, Kandiller, Çeşm-i Bülbüller, Laledanlar, Avrupa’da Osmanlı Sarayları için tasarlanmış yüzlerce benzersiz eseri sergileyerek ışıltılı bir dünyaya davet ediyor sanat severleri.

Beykoz Cam ve Billur Müzesi’nde bulunan hangi eser sizi etkiledi ve nedeni nedir?
Restorasyonu yaparken duygulandığınız bir eser oldu mu neler söylemek istersiniz? Cam çok özel bir materyal. Tarihin zarafetine maruz kalarak incelmiş; zarafeti, kırılganlığı kadar güçlü ve dayanıklı. Öze ayna gibi… Dolayısı ile etkilenmemek mümkün değil. KubadAbad tabağı örneğin… Serbest üfleme tekniği ile yapılan, mine ve yaldızlarla dekore edilmiş, Selçuklu Sultanı II.Gıyaseddin Keyhüsrev’in (1237-1246) isminin geçtiği bu eser dönemine göre ileri teknik ve estetiğe sahip olması bakımından dünyada tek örnek olarak biliniyor. Anadolu Selçuklu Devri Camcılığının gerçek seviyesini anlamak açısından tarihi bir belge aynı zamanda. Köklü bir geçmişin aynası olan KubadAbad Tabağı’na refakat etmek beni ayrıca etkiledi.
RÖPORTAJ:ALAADDİN ALADAĞ
Sorry, the comment form is closed at this time.