GELECEĞİN PİYONU OLMAMAK İÇİN!
1885
wp-singular,post-template-default,single,single-post,postid-1885,single-format-standard,wp-theme-bridge,bridge-core-1.0.5,ajax_fade,page_not_loaded,,qode-title-hidden,transparent_content,qode-theme-ver-18.1,qode-theme-bridge,disabled_footer_bottom,qode_header_in_grid,wpb-js-composer js-comp-ver-6.0.2,vc_responsive

GELECEĞİN PİYONU OLMAMAK İÇİN!

Eğitimci ve yazar Hurihan Yıldırım Kurtaran, kitabı Siber Piyon ile dijital dünyanın labirentlerinde kaybolan genç zihinlere rehberlik ediyor; ekran bağımlılığından siber güvenliğe kadar pek çok kritik meseleyi fantastik bir kurguyla ele alırken ebeveynleri de bu dijital aynada kendileriyle yüzleşmeye davet ediyor.

Hurihan Yıldırım Kurtaran kimdir? Hayat hikâyenizden biraz bahsedebilir misiniz?

23 Ağustos 1978 yılında İstanbul’da doğdum. 2001 yılında İstanbul’da Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldum. Ardından İstanbul Üniversitesinde tezsiz yüksek lisans yaparak pedagojik formasyon aldım. 2001’den 2009 yılına kadar İstanbul’da özel eğitim kurumlarında Türkçe öğretmenliği yaptım. 2009-2019 yılları arasında özel bir zincir okulun Türkiye genelinde Türkçe Bölüm Başkanı olarak genel müdürlük bünyesinde eğitim yöneticiliği görevini üstlendim. “Düşünme Becerileri” ve “Yaratıcı Yazarlık” üzerine ortaokul seviyesinde yurt içi ve yurt dışında projeler düzenledim. Aynı zamanda bu konularda ders kitapları kaleme aldım. Okul kitapları haricinde Doğan Çocuk, Altın Kitaplar ve 25metrekare yayınevlerinden çıkan çocuk kitaplarım bulunuyor. Profesyonel yazım hayatına ise bundan on yıl önce ilk kitabım “Şahmeran’ın Sırları” ile adım attım. Evliyim ve altı yaşında Ceyda isminde bir kızım var. Aynı zamanda okul öncesi yaş grubu için masallar yazıyorum. Sevgili dostum yazar ve seslendirme sanatçısı  Şeyma Ayık ile kurduğumuz bir Youtube kanalımız var: adı da Masalcı Annelerden Uykulu Masallar.

Siber Piyon’u yazmaya sizi yönlendiren temel düşünce neydi? Eğitimci kimliğiniz bu süreci nasıl etkiledi?

Kitaplarımda eğitimci kimliğimin öne çıkmaması imkânsız. Çok didaktik olmak da sevdiğim bir üslup değil ama bu yönümü hayal gücü ve yaratıcılıkla besleyince yazdığı satırlar arasında gizlenen bir eğitimci olarak kendimi tanımlayabilirim. Bütün kitaplarımda bir tema ve ona bağlı kazanımlar olur. Bu yüzden ben, önce aklıma gelen bir konuyu “Bu,  hangi temaya ya da hangi kazanımlara hizmet edecek?” diye düşünürüm. Çünkü çocuk ve ilk gençlik edebiyatı bunu gerektirir. Çocuğun eğitimi sadece ailede değil, sadece okulda da değil aynı zamanda okuduğu kitaplarla olur. Hatta bazen bir kitap, bir çocuğun hayatına daha güçlü dokunur. Bu yüzden Siber Piyon da benim için dijtal oyun bağlılığı konusuna değinebileceğim güzel bir hayalle başladı.

 

Dijital oyun bağımlılığı gibi güncel ve hassas bir konuyu fantastik bir kurgu içinde anlatmayı neden tercih ettiniz?

Dijital oyunlara meyli olan, bağımlı olmasa da bu gibi oyunlarla ekran başında çok fazla vakit geçirmeyi seven, çocuklar var. Şimdi, bu kitabın asıl okuyucu kitlesi 11 yaş ve üzeri. Benim vermek istediğim mesajlardan bazılarını aslında pek çok yerden eminim ki duyuyorlar. Ama etkili olmuyor. Ben bu fantastik öyküde daha önce hiç duymadıkları bazı gerçeklerle çocukları yüzleştirmek istedim. Buradaki amacım öyküye onları dahil etmek. Kendilerini bu öyküde Eren’in ya da diğer karakterlerin yerine koyarak kendi seçimlerini yapmalarımı sağlamak ve onlarda farkındalık yaratmak.

Kitapta öne çıkan “Oyuncu mu, kurucu mu, piyon mu?” sorusu, çocuklara ve gençlere nasıl bir farkındalık kazandırmayı amaçlıyor?

Öykünün giriş, gelişme ve sonuç bölümleri birbirinden çok farklı ilerliyor. Şimdi bu olacak dediğiniz yerde başka bir şey oluyor. Kitaptaki merak ve heyecan duygusu, zaten o soruda gizli: “Oyuncu mu, kurucu mu, piyon mu?..” O yüzden sorunun cevabını okuyucunun kendisi vermeli ki nasıl bir yaşam seçtiklerini şu anki yaşamlarına kuşbakışı bakarak görsünler.

Sizce dijital oyun bağımlılığı yalnızca çocukların sorunu mu, yoksa ailelerin de payı olan toplumsal bir mesele mi?

Eğitim önce ailede başlar, okulda devam eder. Çocuklar da ebeveynlerinin aynasıdır. Bizler, toplum olarak son zamanlarda dijitale çok bağlandık. Bu bazen gereklilik evet ama sosyal bir varlık olduğumuzu unutmadan. İnsan, duygu ile beslenir. Dijital ise duygudan uzaklaştırarak toplumda birçok soruna sebep oluyor. Yalnız çocuklar değil elbette ama bizim konumuz çocuklar. Şu an eğer gelecek için bir şeyler yapmak istiyorsak çocuklarımıza emek vermeliyiz. Ben olanı değiştiremem ama bir çocuk belki benim kitabımı okuduğunda bazı gerçeklerin farkına varıp hayatını değiştirebilir.

 

Eren karakteri üzerinden vermek istediğiniz temel mesaj nedir? Genç okurlar bu karakterde kendilerinden hangi yönleri bulabilir?

Eren kitabın baş kahramanı. Okurlarım Eren’i, hayata açılan bir pencere gibi göreceklerdir. Ne tarafa açarlarsa orayı izleyecekleri bir pencere… Bu karakterde kendilerinden çok şey bulacaklarına da eminim. Çünkü bu yaş grubu ile uzun yıllar çalıştım.

Kitapta arkadaşlık, aile bağları, sağlıklı yaşam ve spor gibi pek çok kazanım yer alıyor. Bu değerleri kurguya yerleştirirken nasıl bir denge gözetiyorsunuz?

Bunun matematiksel bir hesabı yok elbette. Şöyle ki, konu ve olaylar nereye giderse orada bu kazanımlara dokunarak ilerliyorum. Her olayın ya da diyoloğun sonunda zihnimdeki kazanımlara da yer veriyorum. Bu, tabi ki çok doğaçlama gelişiyor.

Yasaklamak yerine bilinç kazandırmanın önemine vurgu yapıyorsunuz. Bir çocuk doğruyu kendi iradesiyle nasıl keşfedebilir?

Kişisel gelişim dediğimiz konu bu işte. Küçük yaşlardan itibaren başlayan bir yolculuktur kişisel gelişim. Kendi iradesiyle keşfedebilmesi için çok fazla şey gerekli.  Öncelikle “kapat şu bilgisayarı” ya “telefonu” ya da “tableti” her neyse, bu şekilde asla dikte edilmemesi lazım. Bunun bir işe yaramadığını artık hepimiz biliyoruz. Kendi iradesine bırakınca da sonuç alamıyorsak bazı yardımlar gerekir. Göstermek, yani “model” olmak bunların başında geliyor. Sonra kendisinin keşif yolunda bu konudaki zararları ya da yararları anlamasını sağlamak gerek. Yani biz yetişkinler olarak yoluna ışık tutarken model olmalıyız. Ve en önemlisi çocuğun duygu dünyasına giremedikçe onun davranışını da değiştiremeyiz.

 

Siber güvenlik temasını da işliyorsunuz. Dijital dünyada görünmeyen tehlikelere karşı çocuklara hangi mesajı vermek istediniz?

Geçtiğimiz yıllarda hepimizin haberlerde sıkça karşılaştığı ve bir çocuğun hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan ismini burada anmak istemediğim bir dijital oyun vardı. O konu beni çok etkilemişti. Bir çocuk bu hâle nasıl gelebilirdi? Bir oyunun yönlendirmeleriyle eğlence gibi başlayan kara bir plana nasıl dâhil olabilirdi? Siber güvenlik meselesi işte burada devreye giriyor. Bizler yetişkinler olarak, çocuklarımızın ekranda ne ile meşgul olduğunu çok iyi bilmeliyiz. İzin verdiğimiz süre zarfında girdiği siteler, oynadığı oyunlar varsa yazışmalar, hep kontrolümüz altında olmalı. Ebeveyn kontrolü, siber güvenlikte ailede kurulacak il güvenlik durağıdır. Çocuğu kendi hâline öylece bırakmak, onu bilinçlendirmeden ne yaptığını gözlemlememek, asla özgürlük vermek değildir. Bu tehlikeleri, kitabımda anlatan bir dil kullandım. Tabi ki bu mesajı verirken çok dikkat etmek gerekirdi. Ben de başta bir eğitimci sonra da bir anne hassasiyetiyle bu kısmı anlatmaya çalıştım. Çocukların yaşadığı maceraların arasına ve yumuşak bir geçişle, pedagojik bakımdan uygun olmayan ölüm vb sözcükleri kullanmadan çok hassas bir biçimde aktardım. Ailelerin yanı sıra eğitimci dostlarımın da bu anlamda gönül rahatlığıyla okullarında güvenle “Siber Piyon”u okutabilmelerini amaçladım.

Ebeveynler bu kitabı okuduğunda hangi hatalarla yüzleşebilir ya da hangi yeni bakış açılarını kazanabilir?

Ben kitapta aslında toplum olarak kendimize ayna tutmak istedim. Kimseyi suçlamak ya da bir suçlu aramak derdinde değilim. Ortada bir sorun varsa bu hepimizin sorumluluğundadır. Payımıza düşeni de almalıyız. Kitapta vermek istediğim mesaj şu:. Bazen, bazı ebeveynler, ekranı bir susturma aracı olarak görebiliyor. Kendisi de ekrana en az çocuğu kadar bağlanabiliyor. Bu telefon da olabilir illa bir bilgisayar oyunundan bahsetmiyorum ki yetişkinler işleri dolayısıyla kimi zaman da sosyalleşmek için telefonla büyük bir bağ kuruyor. Bunu örnek alan çocuk da yalnızlaşmaya ve kendine bir ekran açmaya başlıyor. Ailenin birlikte geçireceği kaliteli zamanlar, paylaşımlar, yemekler, sohbetler, gezintiler, kitap okuma saatleri yerini herkesin evde bir köşeye çekilip ekranına kitlendiği bir hâl alıyor. Bunu herkes yapıyor demiyorum ama yapanlar çok ve hepimiz bazen bu yanlışlara düşebiliyoruz. Yetişkinler olarak en azında bunun farkındalığını kazanmalı ve ortadaki sorunun payımıza düşen kısmını da üzerimize almayı bilmeliyiz. Yani ebeveynler olarak bizlerin önce kendi ekranlarımızı bir kenara bırakmayı bilmemiz ve “aile” olma kavramına biraz daha özen göstermemiz gerekli. Günümüzde dijital oyun bağımlılığının artmasının aslında kök sebeplerinden biri de bu.

Günümüzde teknoloji hayatın vazgeçilmez bir parçası. Sizce sağlıklı dijital kullanımın sınırları nasıl belirlenmeli?

Uzmanlar bu konuyla ilgili yaşlara göre sınırlar çiziyor. Biz de onları takip ediyoruz. Oyun vb. sosyal kullanımlar için tabi ki ailenin koyduğu sınırlar çok önemli. Bu sınırları aşmak hem göz hem ruh sağlığı için tehlikeli. Başka tehlikeler de var tabi… İşte bunlara Siber Piyon’da geniş geniş yer verdim.

Siber Piyon’u okuyan bir çocuğun kitabı bitirdiğinde kendisine sormasını istediğiniz en önemli soru nedir?

“Ben potansiyelimi, en değerli zamanım olan çocukluk dönemimde, geleceğim için gerçekten doğru eylemlere yönlendirerek kullanabiliyor muyum?”

Kitabımı okuduktan kendilerine bu soruyu sormalarını çok isterim.

 

Röportaj: ALAADDİN ALADAĞ

No Comments

Sorry, the comment form is closed at this time.