21 Ara Kırık Parçaları Sanatla İyileştiriyor!
Mimar ve dijital kolaj sanatçısı Rüveyda Bayrakçı, 6 Şubat depremi sonrası yaşadığı göç ve kayıpları eserlerine dönüştürüyor. Sanatını, ‘kırık parçaları bir araya getirme’ süreci olarak tanımlayan Bayrakçı ile sanatın iyileştirici gücünü konuştuk
Rüveyda Bayrakçı kimdir. Bize hayat hikâyenizden bahsedebilir misiniz?
Hataylı bir ailenin, ilk kız evladıyım. Hayatında birçok kez göç deneyimi yaşamış…ancak hiçbir yere kendini ait hissedememiş bir kadınım. Sanatla, kendini bulunduğu yere bağlamaya çalışan bazen kök salmak bazen ise kanat çırpmak için çabalayan biriyim. Hayatımın ikinci yarısı olarak kabul ettiğim 6 Şubat depreminin ardından ; Antakyadan, Konyaya gitmiş bir yolcuyum. – Konyayı evim olarak kabul ettiğimi de belirtmek isterim…- Evlendikten sonraki konumum ise Aksaray. Mesleğim, mimarlık ama daha çok dijital kolaj sanatçısıyım diyebilirim…hayat hikayem devam ediyor…görelim, hissedelim, yaşayalımJ
Mimarlık eğitiminiz ve sanata olan ilginiz nasıl kesişti? Dijital kolajla ilk temasınız ne zaman oldu?
Üniversite yıllarında başladı aslında. Mimari Proje derslerimizde, projeyi çizmeye başlamadan önce, konsept çalışmalarımız olur..Hocalarımız, paftalarımızda, çoğunlukla ya eskiz ya da kolaj isterler…Ben ise kolaj ile projemi ve derdimi anlatmaya karar verdim..Afşin Hocamın beni desteklemesi üzerine içimde bir motivasyon oluştu diyebilirim çünkü mimarlık eğitimde öğrenciler pek yüreklendirilmezler ve genelde eleştiri kültürü hakimdir.. az da olsa özel anlar yaşanabiliyor böylece..bu vesile ile de hocama teşekkürlerimi sunuyorum tekrardan.
Dijital kolajı bir anlatım dili olarak seçmenizin arkasında nasıl bir hikâye var?
Mesele dijital ya da analog olmasında değil aslında… Kolajın kendisi, farklı bağlamlardan kopartılan parçaların, yeni bir düzlemde tekrardan , anlamlı bir şekilde bir araya gelmesi demektir- kabaca anlatırsak tabiki.-
Ama bana sorarsanız, tıpkı hayat gibidir…Yaşanmışlıklar, duygular, fikirler, insanlar, eşyalar…eninde sonunda değişim, dönüşüm evresinden geçerler…Ve koparlar…ama nerede, nasıl bağlanacakları, ya da tekrardan nasıl ayrışacakları meçhuldür…O bilinmezlik, ayrılık ve birleşme arzuları..benim içimde hep yankılanır.
Kolaj yaparken, ait olmadığım yerleri, kavuşamadığım sevdiklerimi, uzakta kaldığım şehrimi, yıkılmış memleketimi, gerçekleştiremediğim hayallerimi, yaşayamadığım arzularımı bir araya getirmek, kavuşturmak, yapıştırmak isterim…Kısacası, gizli kalmış çoğu derdimin yansıması, kolajdır.
Dijital kolajlarınızda mimarlık eğitiminizin etkilerini görebiliyor muyuz? Perspektif, katman, mekân gibi kavramları nasıl işliyorsunuz?
Tabiki…En başta şunu belirtmek gerek, mimarlık eğitimden mezun olmak, sizin sadece mimar olmanız için değildir. Bizler tasarım eğitimi alırız, amaç; hayallerin ve gerçekliğin kesişebildiği oranda iyi bir tasarımcı olmaktır. Gestalt ilkeleri sürekli karşımıza çıkar mesela. Mekan tasarımı ya da kolaj tasarımı, her ne olursa olsun; yalnızca istediğiniz şekilde değil, belli bir parça-bütün, doluluk-boşluk,ritim,zıtlık, denge, oran ve birlik-uyum ilişkisi içinde,anlamlı şekilde birleşmek durumundadır.
Kullandığınız görselleri ve imgeleri seçerken nasıl bir kurgu oluşturuyorsunuz?
Şimdi ya da şu zamanda, özellikle –bunu- yapmalıyım gibi bir kurgum olmadı. Belli bir duyguya sahip değilsem, ellerim işlemez… Hislerimin; ruhumda ve bedenimde normalden fazla biriktiği anlarda , içimdekileri bir yere aktarmam gerekir… Burda şöyle bir durum var, kolaj denilince herkes görsel bazlı hayal eder ve görür ancak benim için gerçek malzeme ; kelimelerdir. Kelimelerinizi, zihninizden ve kalbinizden söküp hayata fırlatamıyorsanız veya güzelce konduramıyorsanız içinizdeki kısır döngüler bitmeyecektir. Yaratıcılık bu noktada, insana yön veriyor zaten. Her gün en az birkaç saat okuma yapmam gerekir .Okumayla doyurulan zihin, hayattan aldıkları ve kalpten kattıkları ile birlikte kağıda dökülmeye hazır hale gelir ve her bir kelimeyle tek tek çalışırım…düşünürüm…hissederim…Gerçek anlam, mecazi anlam ve benim için ifade ettiği anlam olmak üzere çeşitlendiririm…Hayal gücünüz zengin ise kelime anlamları, görsellere dönüşür ve içerden dışarı doğru bir akış olur, malzeme beni bulur ve onları kendimi ifade edecek şekilde yontmaya başlarım…
Geleneksel kolaj ile dijital kolaj arasında sizce en belirleyici fark nedir?
Analog kolajdaki güzellik başkadır çünkü malzemeye dokunarak seçmek elbette farklı bir hissiyat verir insana, ayrıca geleneksel kolajda; dergiler, gazeteler,atık ürünler, kumaşlar..vb malzemeleri bizzat bedensel bir emekle arar, tarar alırsınız. Bu hem kısıtlayıcıdır hem de yaratıcılığınızı, gerçek hayatla daha çok yüz yüze getirir. Dijital kolajda ise, malzeme sınırsız ve boldur. Kendinizi daha özgür hissedersiniz …Malzemelerin sınırsızlığı, sanatçıya sonsuz olasılıkların var olduğu ihtimalini fısıldar ve bu çok heyecan vericidir. Farkları böyle detaylandırabiliriz ama kolaj, kolajdır nihayetinde. Kesmek, yontmak, anlamlandırmak , yeni bağlantılar kurabilmek sizin zekanıza ve duygularınızı işleme kapasitenize bağlıdır.
İşlerinizde kentsel hafızaya, geçmişe ya da mimari detaylara sıklıkla yer veriyorsunuz. Şehir sizin için nasıl bir ilham kaynağı?
Doğduğunuz ve öldüğünüz şehirler başka olacak belki ama insan, yaşarken; çay-kahve içmeyi sevdiği köşeleri , dostları ile birlikte hem gülüp hem ağladığı deniz kenarındaki bir bankı, bir sevgiliyle sık sık gidilen, yenilen, içilen o mekanı, ailesiyle birlikte gidip eğlendiği piknik alanını, hüzünlü iken gidip- gelinen o yolları, ona heyecan veren ve ufkunu açan dağları, taşları, tepeleri unutamıyor…Ve şehir, bu anları, yaşamları, hafızayı, insanları saklayan büyüten ve sizin için tekrar doğuran bir anne gibidir.
Sizce bir sanatçı eserleriyle kendisini nasıl yeniden inşa eder?
Bir sanatçı, her eserinde aslında bir “yeniden doğum” yaşar. Bazen içinden geçen bir kırılma, bazen derin bir özlem ya da geçmişle barışma arzusu, eser aracılığıyla biçim bulur.
Benim için kolaj; daha öncede söylediğim gibi, kırılmış parçaları yeniden anlamlı bir şekilde bir araya getirmek gibidir. Tıpkı insanın ruhunun, zamanla parçalanıp sonra yeniden kendini bulması gibi. Sanat, bana göre sadece ifade değil; bir ruhsal restorasyon, bir tür kendini yeniden kurma biçimidir.
Her yeni kolajda, bazen geçmişimle yüzleşiyor, bazen gelecekteki ben’e alan açıyorum. Bu yüzden sanatçı, eserleriyle hem içini boşaltır hem de yeniden inşa eder: Tıpkı bir evin duvarlarını yıkıp yeni pencereler açması gibi.
Dijital teknolojilerin sanat üretiminde sunduğu olanakları nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bu olanaklar sanatçıyı özgürleştiriyor mu, sınırlandırıyor mu?
Dijital teknolojiler, benim gibi düş ve düşünce arasında yolculuk eden sanatçılar için bir zihin haritası gibi. Kimi zaman sonsuz seçenekle dolu bir özgürlük, kimi zaman da bu sonsuzluk içinde kaybolma riski…
Teknolojinin sunduğu katmanlar, hız ve esneklik; özellikle dijital kolajda sınırları ortadan kaldırıyor. Ancak bu sınırsızlık, bazen sanatçının kendi iç sesini duymasını zorlaştırabiliyor.
Ben bu araçları yardımcı değil, eşlik eden bir ruh gibi görüyorum. Teknoloji benim elimdeki fırça değil, belki içimdeki hayalin şekle bürünmesini sağlayan bir yankı. Dolayısıyla, onu neyin hizmetine soktuğumuz çok önemli. Özgürlük, o aracı nasıl kullandığınla ilgilidir, aracın kendisiyle değil.
Yapay zekâ ile görsel üretim süreçlerinin yaygınlaştığı bir dönemde, dijital kolajın özgünlüğünü nasıl koruyorsunuz?
Yapay zekâ, çoğaltabilir. Estetik yaratabilir. Ama bir ruhun incelikli yarasını hissedemez. Benim için kolaj; sadece görüntüleri değil, duyguların kırıklarını, anıların soluk izlerini birleştirmek demek.
Özgünlüğü korumanın yolu; kendinle bağ kurmaktan geçiyor. Başkalarının göremediği şeyleri görebilmek, herkesin geçtiği yerden geçerken farklı şeyleri hissetmek…
Ben her kolajımda içimdeki kadınla, onun geçmişiyle ve arzularıyla konuşurum. Dolayısıyla yapay zekâ, bu içsel bağı taklit edemez. Çünkü kolaj sadece bir görsel değil, bir duygusal haritadır. Ve her harita, sahibinin ruhuna aittir.
Dijital kolaj sanatının Instagram gibi görsel mecralarla yükselişe geçtiği söylenebilir. Sizce sosyal medya bu tür üretimleri nasıl etkiliyor?
Sosyal medya bir ayna gibi. Ama bu ayna bazen yansıtırken büyütür, ezer, parlatır ya da çarpıtır. Instagram gibi platformlar görünürlük sağlar ama aynı zamanda görünür olmanın dayatmalarını da getirir.
Algoritmalar, beğeniler, etkileşimler; sanatın ruhunu yönlendirebilir. Ama ben şunu öğrendim: Eserin önce seni doyurmalı, seni anlatmalı. Beğenilmek değil, tanıklık edilmek önemli.
Instagram bana kalırsa bir sergi değil, bir geçit töreni gibi. Bu yüzden içeride ne kadar güçlüysen, dışardaki gürültü seni o kadar az etkiler. Sosyal medya araçtır, ama rehber değildir.
Takipçilerinizden gelen yorumlar, üretim motivasyonunuzu veya yönünüzü etkiliyor mu?
Evet, çünkü sanat yalnızca kendine konuşmak değildir; bazen başkasının ruhuna bir şiir fısıldamaktır. Gelen yorumlar, çoğu zaman yalnız olmadığımı hissettiriyor.
Ama yönümü belirlemem, yine kendi iç rotamla olur. Onlar bana yol değil, belki birer yol arkadaşı olur.
Üzerinde çalıştığınız ya da hayalini kurduğunuz bir proje var mı? Yeni sergiler, kitaplar ya da iş birlikleri?
Hayalini kurduğum şey, aslında tanınmak ya da kendimi daha görünür hale getirmek olmadı hiç ama öğrencilerim olsun isterdim… derdimi anlatacağım, anlaşılacağım insanlar tarafından kuşatılmak, sarılıp sarmalanmak isterdim.
Son olarak; genç sanatçılara ya da dijital kolajla ilgilenenlere ne tavsiye edersiniz?,
En başta şunu: Estetikle değil, ruhla başlayın.
Başkasının beğenmesi için değil, kendinizle bağ kurmak için üretin. Çünkü kolaj sadece bir sanat değil, bir arşivleme biçimidir. İçinizdeki çocuk, kadın, geçmiş, gölge… hepsi birer katman.
Bolca deneyin. Çokça izleyin. Ama sonra sessizleşin. Sessizlik üretimi getirir.
Ve son bir şey: Hiçbir kolaj tam değil, hiçbir parça eksik değil. Her şey zamanla , ait olduğu anlamına kavuşur.
Röportaj: ALAADDİN ALADAĞ
Sorry, the comment form is closed at this time.