Müzik Yaparak Direniyorlar!
352
wp-singular,post-template-default,single,single-post,postid-352,single-format-standard,wp-theme-bridge,bridge-core-1.0.5,ajax_fade,page_not_loaded,,qode-title-hidden,transparent_content,qode-theme-ver-18.1,qode-theme-bridge,disabled_footer_bottom,qode_header_in_grid,wpb-js-composer js-comp-ver-6.0.2,vc_responsive

Müzik Yaparak Direniyorlar!

Hak aşığı Mevlana Celaleddin Rumi’nin Konya’ya gelişinin 791. Yıldönümü kapsamında gerçekleştirilen “Teşrif-i Konya” etkinlikleri çerçevesinde Konya’ya gelerek konser veren Le Trio Joubran grubu Yenigün’e konuştu. Filistinli üç kardeşin yer aldığı gurup, ud çalarak sanat icra ediyor. Gurup adına konuşan Wissam Joubran, un sanatı, Türkiye, Filistin gibi konularda önemli açıklamalarda bulundu. Türkiye’yi çok sevdiklerini ve kültürel anlamda kendileriyle büyük benzerlikler bulduklarının altını çizen Joubran, her fırsatta Türkiye’ye gelmeye çalıştıklarını söyledi. Konya ve Hz. Mevlana ile ilgili düşüncelerini paylaşan Joubran, Konya’nın kültürel anlamda çok zengin bir şehir olduğunu, bu durumun kendilerini çok etkilediğini dile getirdi. Ayrıca Hz. Mevlana’nın dinginlik ve huzur verdiğini belirten Joubran, Hz. Mevlana’nın sözlerini sonsuz bir kaynak olarak yorumladı.

Le Trio Joubran nasıl kuruldu, grup hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?

Biz Le Trio Joubran için bir arayışa girmedik. Oldukça doğal bir şekilde ve kendiliğinden ortaya çıktı. Çünkü biz ailemizde ud çalan ve ud yapımıyla uğraşan dördüncü neslin mensuplarıyız. Kardeşler arasında ilk ud çalmaya başlayan Samir oldu. Sonra Adnan en son da ben çalmaya başladım. İlk olarak Samir ve ben albüm çıkardık ve bu yolculuğa böylece başlamış olduk. Birkaç yıl sonra Adnan da gruba aktif şekilde dâhil oldu. Aslında bir bakıma bizim için bu trioyu yani üçlüyü bir araya getirmek bir macera oldu. İlk olarak elimizde ud çalan üç kişi ve üç adet ud vardı. Tek gereken bunları bir araya getirmekti. Zaten ailemizde ud çalma ve ud yapmak bir gelenektir. Biz udu sadece çalmayız, udumuzu hem kendimiz yaparız hem de bakımını da kendimiz yaparız. Biz kendimize bir soru sorduk. Biliyorsunuz çok meşhur The Guitar Trio diye bir grup var. Al Di Meola, Paco de Lucíave John Mc Laughlin’in oluşturduğu bu gitar üçlüsü bize ilham oldu diyebilirim. Çünkü bu grupta üç gitarist bir araya gelmişti. Ama hepimiz biliyoruz ki gitarın kökeni uda dayanır. Yani ud daha orijinal bir enstrümandır. Ama baktığınız zaman gitar daha popüler ve daha büyük başarılar yakalanıyor gitaristler tarafından. Biz de dedik ki, neden aynı şey ud için de geçerli olmasın. Bu yüzden kendimize bir söz verdik. Çok sıkı çalışacaktık ve asıl orijinal çalgı olan ud ile de benzeri bir başarı elde edecektik

Daha öncede konser için Türkiye’ye geldiniz. Türkiye sizin için ne ifade ediyor?

Türkiye bizim için çok şey ifade ediyor. Türkiye bizim müziğimizin bir parçasıdır. Çünkü biz udu çaldığımızda, çalış tekniklerimizden birinin adı Türk tekniğidir. Türkiye aynı zamanda benim kültürümün bir parçasıdır. Çünkü Türkler yıllar önce Filistin’de, memleketimizde hüküm sürüyordu. Ben Türkiye’de yemek yediğimde, neredeyse ülkemle aynı yemekleri yiyorum. Bizler aynı şeylerden ilham alan insanlarız. Türkiye’deki insanları gördüğümde kendimi kardeşlerimi görmüş gibi hissediyorum. Bana yabancı gibi, farklı gibi gelmiyorsunuz. Kendimi aynı ailenin bir parçası gibi hissediyorum. Sizin hoşlandığınız şeylerden biz de hoşlanıyoruz. Türkiye’deyken kendimi adeta evimde hissediyorum. Sadece kültürel olarak değil, sadece müzik anlamında da değil, aynı zamanda politik olarak da evimde hissediyorum. Çünkü biliyorum ki Türkler Filistin’i ve Filistinlileri çok seviyor. Biliyorum ki Filistin davasına çok önem veriyorlar. Türkler genel olarak Filistin davasına destek veriyorlar. Bu yüzden Türklere karşı büyük bir minnet duygusu taşıyorum. Zira onların kalpleri hâlâ hayattadır, canlıdır. Zira onlar diğer bazı Arap devletleri gibi kalplerini satmamışlardır. Ben Türkiye’de konsere çıktığımda, kendi evimde konsere çıkmış gibi oluyorum. Türk dinleyicisinin konsere geldiğini, bizi dinlediğini, bundan haz aldığını ve karşılığında bize sevgilerini verdiklerini hissediyorum.

Bugüne kadar kaç albümünüz yayınlandı. Nerelerde konser verdiniz?

Şu ana kadar Le Trio Joubran olarak 6 adet albümümüz yayınlandı. Le Trio Joubran’ın ilk albümü  2005 yılında çıkardığımız Randana albümüdür. İkinci albümümüz 2007 yılında çıkardığımız Majâzalbümüdür.Ağustos 2008’de canlı olarak kaydedilen Ramallah’tagerçekleşen Mahmoud Darwich’ianma konserinde gerçekleştirdiğimiz bir Ommbre Des Mots albümüdür. Üçlüsünü oluşturan Üç Kardeş, şimdi olgunlukları ve bilgi birikimlerinin doruğunda, beşinci albümü Asfâr’ı, her üçünün de “Deneyimli” besteleriyle besteledik.Son albümümüz ise 2018’de çıkan TheLong March’dır. Le Trio Joubran ve Eski  Pink Floyd Efsanevi RogerWater, “CarryThe Earth” adlı parçayı ortak olarak yazdı ve Gazze sahilinde futbol oynarken öldürülen dört genç kuzeneadadı. Bu parçanın adı Büyük  Mahmud Darwish’in şiirinden geliyor. Dünyanın birçok yerinde konser verdik ve vermeye de devam ediyoruz.Fransa,Malezya,Bosna Hersek,Ürdün,Katar,Filistin, Portekiz gibi dünyanın çok farklı ülkelerinde konser verdik. Türkiye’de ise İstanbul, Ankara,Sakarya, Denizli’de konser verdik.Türkiye’de son olarak ise Hz. Mevlâna’nın Konya’ya Teşrifinin 791. Yıl Dönümü Etkinlikleri Kapsamında Düzenlenen Teşrif-İ Konya Programı kapsamında konser icra ettik.

Bizim için Filistin çok büyük anlam ifade ediyor. Siz neler söylemek istersiniz Filistin hakkında?
Filistin’in benim için ne ifade ettiği elbette uzun bir cevap gerektirir. Ama kısaca söylemek gerekirse, Filistin benim kimliğimdir. Annemdir, babamdır Filistin. Filistin doğduğum yer, geldiğim yer, yediğim yemek, konuştuğum dildir. Filistin en nihayetinde çaldığım müziktir. Müzikte ilhamımızı Filistin’den alıyoruz. Filistin bizim sevdiğimizdir. Biz hayatı da severiz. Filistin bizim için yaşamın, yaşamanın sembolüdür. Filistin bizim için tevazunun sembolüdür, direnişin sembolüdür, gururun, onurun sembolüdür ve elbette özgürlüğün sembolüdür. Filistin aynı zamanda bizim için hep daha iyi bir hayat için mücadele etmek demektir.

Size küçük bir anekdot anlatmak istiyorum. En son geçtiğimiz yıl aralık ayında Filistin’de konser verdik. Toplam üç konserimiz vardı ülkemizde. Üçüncü konserin sonunda kuliste yanımıza iki kişi geldi. Bizimle fotoğraf çektirmek ve imza almak istediler. Onlardan bir tanesi bana, “Daha yeni zindandan çıktım” dedi. Tam 45 yıldır zindanda mahkûm bir şekilde yaşıyormuş… İnanabiliyor musunuz, tam 45 yıldır özgürlüğünden mahrummuş. Öyle çok da yaşlı biri değildi. Yani neredeyse 10-12 yaşlarında falan hapse girmiş. Bana dedi ki, “Lütfen yaptığınız şeye devam edin. Bu mesajı size bütün Filistinli mahkûmlar adına iletiyorum. Onlar hâlâ hapisteler. Lütfen müziğinize devam edin. Çünkü sizin müziğinizi dinlediğimizde, bize yaşam enerjisi veriyor, bize direniş gücü veriyor, kendimizi özgür hissediyoruz.” Evet, Filistinli direnişçiler müziğimiz vasıtasıyla özgür hissediyorlar. Bu bizimle alakalı bir şey değil, ancak bizim müzisyenler olarak yaptığımız ile onların direnişçiler olarak yaptıkları aslında özünde aynı şey. Yaşam için uğraşıyoruz. Aradığımız şey hayat, ölüm değil. Ancak bizim karşımızdakiler tam tersini yani ölümü arıyorlar. İşte Filistin benim için tam da bu. Yaşamın, direnişin ve daha güzel yarınların arayışı…

Mevlana Türbesi’ni gezdiniz, Mevlana’nın Konya’ya teşrifinin yıldönümünde sahneye çıktınız. Rumî hakkında düşünceleriniz nedir?

Bugün konserden önce Mevlana Dergâhını ziyaret ettiğimde kalbimin normalden çok daha hızlı attığını hissettim.Çünkü oraya gittiğimde çok güzel titreşimler hissettim. Ben hayatımda her zaman güzel titreşimlerin, güzel hislerin peşindeyim ve arayışındayım. Mevlâna Celaleddin Rumî de her zaman güzel hislerin peşinde olmuş bir kişiliktir. O insanlara hep güzellikler dağıtmıştır. O insanlığa kültürel ve manevi anlamda çok şeyler kazandırmıştır. Bir müzisyen olarak orada Rumî ve onun felsefesiyle, yaşayışıyla alakalı gördüğüm her detay benim için adeta bir ilham kaynağı oldu. Sufizm genel itibariyle bana huzur veren bir öğreti. Yaşadığımı bana hissettiren bir ilham… Bugün yaşadığımız dünyada hepimiz çok çeşitli gürültülere maruz kalıyoruz. Çok fazla rahatsız edici, dikkat dağıtıcı şey, gürültüler var hayatımızda. Rumî’ye bakınca kendi içinde çok büyük bir huzur ve sükûnet barındıran bir insan görüyorum. Bu huzuru diğer insanlara da veriyor. Peki, onun sanatını ve felsefesini nasıl anlayabiliriz? Elbette onu takip ederek, onun eserlerini okuyarak… Rumî’nin sözleri benim için hiç tükenmeyen bir kaynaktır. Adeta sonsuz gibidir. Ben beste yaparken her zaman okumalar yaparım. Sufi müziği dinlerim, onların sözlerine kulak veririm ve o dervişlerin dönüşlerini hareketlerini takip ederim. Bugün Mevlâna Dergâhında derviş gibi giyinmiş, renkli kıyafetler içinde çocuklar gördüm. Rengârenktiler… İşte hayat budur dedim. Bakar bakmaz insana huzur veren bir detay… İşte Rumî bana hep böyle hissettiriyor.

Konya şehri hakkındaki düşünceleriniz nedir?

Maalesef yoğun programdan dolayı Konya şehrini hakkıyla gezip göremedik. Fakat görebildiğim kadarıyla ve gelmeden şehirle ilgili yaptığım araştırmalar vasıtasıyla, Konya ve Konya sanatıyla ilgili çok etkileyici bilgiler edindim. Bence kültürel olarak çok zengin bir şehriniz var. Özellikle ud sanatı açısından benim için İstanbul’dan bile daha fazla şey ifade ediyor. Çünkü eski zamanda bazı Arap ud yapımcılarının bu şehre gelip sanatlarını icra ettiğini biliyorum. Buraya beni bağlayan bu tür özel köprüler var. Şehrinizdeki tarihî binaları görünce, onlardaki geometrik süslemeler, Arapça kaligrafi, hat örneklerini görünce etkilenmemek elde değil. Bir Filistinli Arap olarak, Arapça’nın ana dil olmadığı bir ülkede böyle Arapça kaligrafi örnekleri görmek, kalbimi adeta titreştiren harekete geçiren bir detaydır. Bana kökenlerimi hatırlatan, beni özüme döndüren bir şey bu. Bu sayede kendimi daha zengin hissediyorum. Bu şehir bana aitmiş gibi hissediyorum. Çünkü bu biziz. Bu sanat bize ait. Bunun bir parçası olmak bana gurur veriyor. Bu yüzden size ve geçmişe çok yakın hissediyorum kendimi. Ancak geçmişten aldığımız bu ilhamla gidip daha güzel bir gelecek peşinde koşabiliriz. Bir gün tekrar Konya’ya gelmeyi, daha çok zaman ayırmayı ve Konya’yı daha derinlemesine keşfetmeyi dört gözle bekliyorum.

Dilerseniz müzikle bitirelim… Bu alanda yeni bir projeniz var mı? 

Henüz detaylarını veremesem de çok önemli bir projemiz olduğunu söyleyebilirim. Önümüzdeki aylarda ortaya çıkacak. Çok önemli bir İngiliz rock grubuyla ortak bir çalışmamız olacak. Bu çok ünlü bir grup ve bizden müziklerine duygu katmamız için bir destek istediler. Onların gelecek albümlerine Le Trio Joubranda dâhil olacak, muhtemelen haziran ayında detayları belli olur. Bu albüm aynı zamanda Filistin’e adanacak. Bu müzik aracılığıyla Filistin’in güzellikleri rock tınılarıyla hissedilecek.

Yakın zamanda sizi tekrar Türkiye’de görebilecek miyiz?

Elbette. Bugün Türk dinleyicilerimizden onlarca mesaj aldık. “Ne zaman Ankara’ya geleceksiniz, ne zaman İstanbul’a geliyorsunuz?” diye soruyorlar. İnşallah en kısa zamanda tekrar Türkiye’ye gelip, sanatımızı ve hislerimizi Türk kardeşlerimizle paylaşmak için sabırsızlanıyoruz. Ayrıca sizleri de her zaman Filistin’e beklediğimizi de söylemek isterim.

RÖPORTAJ : ALAADDİN ALADAĞ

TERCÜME : UMUT YAVUZ 

 

No Comments

Sorry, the comment form is closed at this time.