30 Oca Onu Anlamaya İhtiyaç Var
Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şube Başkanı Mahmut Bıyıklı Şair, yazar ve fikir adamı Merhum Sezai Karakoç’u ve eserlerini anlattı. Bıyıklı, merhum Karakoç’un daha gençlik çağındayken üstün ahlakıyla ve yazdıklarıyla önemli şahsiyetlerin dikkatini çektiğini söyledi. Merhum Karakoç’un fikir ve düşüncelerinin gelecek adına oldukça önemli olduğuna işaret eden Bıyıklı, “Sezai Karakoç’un “Ey milletim!” diye başlayan çağrılarına kulak verebilir o çağrıların anlamını idrak edebilirsek varlığımızı devam ettirebiliriz aksi takdirde ayağımızı kaymaktan kurtaramayız” dedi.

Mahmut Bıyıklı Kimdir?
1976 yılında Kayseri’nin Develi ilçesinde doğdu. Yüksek öğrenimini Marmara Üniversitesi Türkçe Eğitimi Bölümü’nde tamamladı. Öğrencilik yıllarında çeşitli sivil toplum kuruluşlarında kültür sanat faaliyetlerinde bulundu, dergiler çıkardı. Uzun yıllar Yeni Dünya dergisi ve Seyr FM’in Genel Yayın Yönetmenliği görevini yürüttü. Mavi Yayıncılık’ta ve İstanbul dergisinde editörlük yaptı. Hanımefendi, Beyza Çocuk ve Gençdoku dergisinde Yazı İşleri Müdürlüğü vazifesinde bulundu. “Yaşayan Hatıralar” radyo programı 2011 yılında “Yılın Radyo Programı” ödülüne layık görüldü. Televizyonda Kültür Dünyası programını hazırlayıp sundu. Belgesel metin yazarlığı yaptı. Ulusal ve uluslararası kültürel organizasyonlarda koordinatör olarak birçok projeyi hayata geçirdi. İnsan ve kültür merkezli projeleri nedeniyle ödüller aldı. Halen Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şube Başkanıdır. Şiirleri çocuk dergilerinde, kültür sanat yazıları muhtelif dergilerde yayınlanmaktadır.

Sezai Karakoç bizim için ne ifade ediyor?
Toplumların toparlanmasında, kritik zamanlarda uyarılmasında, kriz zamanlarında çözüm bulunmasında büyük şahsiyetler önemli bir rol üstlenir. Onlar sadece içinden çıktıkları milletler için değil bütün insanlık için nimettir. Peygamber varisi olarak göreceğimiz bu ulkişiler insanları iyiliğe, güzelliğe, hayra, berekete çağıran zor zamanların rehberleridirler. Yüz yılın yol açıcısı olarak vazife gören Üstad Sezai Karakoç da bu topraklara Rabbimizin bir armağanıdır. Sezai Karakoç, Osmanlı’dan günümüze gelmiş İslâmî düşüncenin fikrî silsilenin içerisinde yer alan öncü isimlerinden birisidir. Mehmet Akif ve Necip Fazıl’ın nöbetini günümüze kadar sürdüren bir medeniyet muhafızıdır.

Karakoç yaşadığı çağda anlaşılmış mıdır?
Karakoç, yaşadığı çağa hem yazılarıyla hem de konuşmalarıyla rehberlik etmiş büyük milletimizi aydınlığa ve kurtuluşa davet etmiştir. Buna rağmen çağını çok iyi okuyan Üstad, “Yaşadığı çağda hakkıyla okunup anlaşılmış mıdır?” sorusuna hemen cevap vermek kolay değildir. Neyi kaybettiğinin farkında olmayan insanımıza son nefesine kadar neyi kaybettiğini anlatan diriliş mimarının vefatının ardından yapılan konuşmalara, yazılan yazılara baktığımızda maalesef toplumumuzun, Karakoç’un vefatıyla ne denli büyük bir değeri kaybettiğinin hâlâ farkında olmadığını görüyoruz. Elbette zirve şahsiyetlerin hemen anlaşılması, fikirlerinin anlamlandırılması kolay değildir. Ancak o zirvenin eteğinde duranlardan, en azından bulundukları yerin hakkını vermesi beklenir. Ama bugün olmasa da gelecekte mutlaka hakkıyla anlaşılacaktır. Aslında Sezai Karakoç’un anlaşılmaya ihtiyacı olmadı. Bizim onu anlamaya ihtiyacımız var. Gelecek yüzyılı kurtarmamız ve varlığımızı sürdürmemiz için Üstadın işaret ettiği çıkış yollarına yönelmekten başka çaremiz yok. Eğer merhumun açtığı yoldan ilerleyip onun bizi çağırdığı menzile yönelemezsek yok olmamız mukadderdir. Öncüler olacakları önceden sezen insanlardır. Yaratıcının onlara verdiği irfan ve ferasetle olmadan evvel olacakları görürler. Öngörü sahibidirler. Onların teşhis etme kabiliyeti yüksektir. Tedavide de mahirdirler. Fakat hasta, hasta olduğunun farkına varıp kendisini nasıl tabiplere teslim ederek tedaviye başlamadan deva bulamazsa, toplum da fikir önderlerinin kıymetini bilip fikirlerinden istifade etmeden kurtuluşu bulamaz.

Diriliş fikri neden önemlidir?
Geleceği kuracak ve gelecekte daha çok konuşulacak hem Türkiye için hem de İslam dünyası için yol açacak, öneri sunacak, hedef belirleyip kurtuluşa çıkaracak tek fikir “Diriliş” fikridir. Mevcut İslamcılık anlayışları soyut sorumsuzluk alanlarından çıkıp somut sorumluluk alanlarına yönelememiştir. Oysaki diriliş fikri bize somut bir sorumluluk alanı sunmaktadır. Hakikati bizim önümüze getirerek gerçeğe dokunabilme ve hasarı onarabilme imkânı sunmaktadır. Sezai Karakoç’un “Ey milletim!” diye başlayan çağrılarına kulak verebilir o çağrıların anlamını idrak edebilirsek varlığımızı devam ettirebiliriz aksi takdirde ayağımızı kaymaktan kurtaramayız. Diriliş fikri zamana yenilip ölen bir fikir değildir. Diriliş fikri her dem yeniden doğmaktadır. Her dem taze ve diridir. Gözü olana gününün ışıdığını söyleyen gönlü yücelerin rehberliğinde yürüyüşe devam etmektedir. Diriliş bitmemiş aksine yeni başlamaktadır.

Sezai Karakoç daha gençlik yıllarında duruşuyla dikkatleri üzerine çekmiş bir isim. Bu hususta ne dersiniz?
Sezai Karakoç daha gençlik çağındayken üstün ahlakıyla ve yazdıklarıyla önemli şahsiyetlerin dikkatini çeker. Gönül efendilerinden Fethi Gemuhluoğlu “Sezai Karakoç son devirde cümle için mürtefi bir noktadır. Doruktur. Yeniden dirilmedir. Kıyamdır. Davettir ve davete icabettir. Şiirin bu ebedî ustası sahabe ahlâkı üzerinedir.” der. Sahabe ahlâklı olmasını özellikle vurgular. Karakoç ömrü boyunca ahlâk yüceliğinden asla taviz vermez. Sahabe nasıl İslam ile doğrudan bir bağ kurmuşsa o da böyle bir bağlılıkla inancını yaşar. Son yüzyılda ahlâk anıtı olarak değerlendirilebilecek birkaç kişiden biri olur. Yine 30’lu yaşlarındayken Gazeteci Yazar Ömer Öztürkmen onu anlatmak için dönemin Cumhurbaşkanına açık mektup yazar. Mektubunda şöyle der: “Bir Sezai Karakoç vardır Sayın Cumhurbaşkanım, kendi halinde alçakgönüllü bir insandır. İnsandır Sezai Karakoç ama alelade bir insan değil. Milletlerin tarihinde ancak 500 yılda 1000 yılda bir tesadüf edilen ve bu mesut tesadüfle o milletlerin kültür ve sosyal hayatlarında büyük değişiklerle sebep olan bir sanat ve fikir adamıdır. Karakoç bizim sanat ve düşünce hayatımızda Mevlana ve Yunus’tan beri eşine ve benzerine rastlamadığımız bir şair bir mütefekkirdir.” Gemuhluoğlu sahabe ahlâklı derken Öztürkmen de Mevlana ve Yunus gibi irfan öncülerinin halkasına onu ekler.
Bir öncü olarak Sezai Karakoç’u diğer büyük şahsiyetlerden ayrılan vasıfları nelerdir?
Türkiye’de Müslümanların kendilerine öncü olarak gördükleri isimler arasında Sezai Karakoç’un müstesna bir yeri var. Düşünce ve kültür dünyamızda öne çıkan diğer şahsiyetlere baktığımızda bazı gelgitler yaşadıklarını, görürüz. Oysaki Karakoç’un hayatının hiçbir döneminde bir kırılma ya da savrulma söz konusu değil. Öncüler arasında dinginliği yakalayan, istikametten ayrılmayan tek kişi diyebiliriz. Yine diğer öncülerimiz mücadele alanı olarak kendilerine Anadolu’yu merkez olarak seçmelerine rağmen Karakoç geniş ufkuyla pergelin ucunu genişleterek dünyaya açılmış bu yönüyle bize evrensel bir bakış açısı kazandırmıştır. Bu yönüyle de bizim için özel ve özgündür. Doğuyu da Batıyı da çok iyi bilir. Bazıları gibi kuru kuruya batı medeniyetine karşıtlık yapmak yerine ‘’Medeniyetimizin çağımızda, bir tekniği, bir sanat ve estetik ifadesi, bir düşünce dinamiği, bir bilim ağı olmalı; ki Batı uygarlığıyla savaşabilelim ve benliğimizi koruyabilelim.’’ der.

Sezai Karakoç eserlerinde kendisini takip eden diriliş erlerine hangi mesajları verir hangi hedefleri sunar?
Kendisinin izini süren diriliş erlerine hamaset yerine hakikat bilgisini yükler. Onlara şöyle hedefler sunar:‘’Yeni bir insan ve toplum psikolojisini örmek için amansız kültür savaşının öncüsü olmak: işte diriliş erinin görevi. İşte benim görevim. Ancak bu savaşta hiçbir zaman unutmamam gereken nokta, estetik ve kültür problemlerine daldığım her sefer, inançtan hız almaya dikkat etmem gereğidir.’’ Karakoç eserlerinde bütün okuyucularına yeni ilhamlar verir, onların elinden tutarak daha yükseğe taşır. Diriliş külliyatı insanlığın kurtuluş külliyatıdır. Toplumları düze çıkaracak yol haritaları o güzelim eserlerdedir. Necip Fazıl’ın “Abdülhamid’i anlamak her şeyi anlamak olacaktır.” dediği gibi dersek, Sezai Karakoç’u anlamak her şeyi anlamak olacaktır. Çünkü o tek bir alanda değil her alanda fikir yürütmüş çağın sorunlarına çözüm üretmiştir. Çözümün şifreleri onda, çağın hastalıklarına çare ondadır.
Sezai Karakoç’un gençleri uç fikirlerden aşırı yorumlardan uzak tuttuğunu görüyoruz. Bu konuda neler söylersiniz?
Ruhumuzun önünde yürüyen Üstad Sezai Karakoç İslam’ın nasıl anlaşılması gerektiğini Müslümanlığın nasıl yaşanması gerektiğini bizlere nahif bir şekilde öğretmiştir. O hep merkezde durmuş yeni nesillere merkez olmuştur. Üstadın durduğu noktanın aşırı uç kutupları dengeleyici orta nokta olduğunu yani İslam’ın durmayı emrettiği nokta olduğunu ifade etmek gerekir. Bugün Şehzadebaşı’ndaki ebedi istirahatgahı da İstanbul’un tam ortasını işaret eden taşın ardındadır. Üstad yine orta noktada durmaya, merkez olmaya devam etmektedir. Hikmetli nazarının değdiği herkese feyiz taşımayı sürdürmektedir. İslam alemini perişan eden proje uç fikirlerin nesilleri nasıl çıkmaza soktuğu ortadadır. O sebeple bizim Üstad gibi merkez şahsiyetlere ihtiyacımız her zamankinden daha fazla vardır.

Sezai Karakoç’un millet ve medeniyet kavramlarına yüklediği anlam nedir?
Sezai Karakoç medeniyet kavramı üzerinde sıkça durmuştur. Medeniyeti din üzerinden yorumlamıştır. Millet kavramına yaklaşımında da yine din etkindir. Ona göre aynı medeniyetin üzerinde yaşayanlara millet denir. Sezai Karakoç bölünerek küçülmeyi değil, birleşerek büyümeyi savunmuştur. Bundan dolayı İslam dünyasının birleşmesi gerekliliğini her zaman dile getirmiştir. Bugün Sezai Karakoç’un konuşuluyor olması fikirlerinin gündeme gelmesi Ankara için de Diyarbakır için de İstanbul için de Bağdat ve Şam için de bir berekettir. Toplumumuzda Sezai Karakoç’un fikri etkisi artarak ve derinleşerek sürecektir. Yeniden medeniyet iddiamızda bize daima öncülük edecek, özgüvenimizi kazandıracak, daralıp bunaldığımız zamanlarda bize yeni muştular sunacaktır. Ezeli ve ebedi bir dinin mensubu olduğumuzu hatırlatarak bizi istikbale taşıyacaktır. O tek başına bir medeniyet savaşçısıdır. “Ölmeyen medeniyet” veya “ölmeyecek medeniyet” olarak yorumladığı İslam medeniyeti sonsuza kadar yaşayacaktır. Bitmeyecek ve tükenmeyecektir. Çünkü ona göre İslam medeniyeti tüm insanlığı kucaklayarak, insanı insan yapan vasıfların en güzel bir şekilde insana hissettirildiği medeniyettir. Manayı özümseyip insanı madde bağımlığından kurtaran, bütün insanları dil, ırk, renk, farkına bakmadan bir potada gören tek medeniyet İslam medeniyettir. İslam, Doğu’nun başı ve önderi olarak Batı’yı da yola getirecek tek hakikatin sahibidir. Nasıl geçmişte Batı medeniyetinin kendini bulmasında İslam medeniyeti kaynaklarından faydalanması başlıca rolü oynamışsa, Doğunun da bugün ve gelecekte, kendini bulması ve ortaya koymasında, birinci müracaat kaynağı İslam olacaktır.
Şehir ve medeniyet arasında nasıl bir ilişki kuruyor? Şiirlerinde şehirleri nasıl anlatıyor?
Üstad kitaplarında şehir ve medeniyet ilişkisi üzerinde hassasiyetle duruyor. Sezai Karakoç’a göre şehirler medeniyetin kurucusu ve yansıtıcısıdırlar. İbni Haldun gibi “önce devlet kurulur ardından şehirler doğar” düşüncesindedir. İslam şehirlerini İslam sitesi olarak nitelendirir. Ona göre şehirlerin hayatiyetini sürdürülmesi için fazilet esasına dayanması gerekir. Burada ilham kaynağı Farabi’dir. Batı şehirleriyle İslam şehirleri üzerinden batı medeniyetiyle İslam medeniyetini karşılaştırır. Diriliş mimarına göre batı şehirleri ruhsuzken İslam şehirleri hayatla iç içedir. İslam şehirleri dirilişi temsil eder. Batı şehirleri kapitalizme teslim olarak dünyevileşmiştir. Bu sebeple ruhunu ve anlamını kaybetmiştir. Müslümanların batıyı taklit ederek ruhlarını ve şehirlerini de kaybetmek tehlikesiyle karşı karşıya kalacaklarını işaret eder. Düşünce yazılarının yanı sıra şiirlerinde de şehirler önemli bir yer tutar. Diyebilirim ki Türk edebiyatında şehirleri en güzel anlatan şairlerden birisidir üstad. Mesela şu şiirin güzelliğine bakın:
“Açar bir gün elbet yeniden gönlümüzün çiçekleri
Görülmemiş fizikötesine ait çiçekler
Mesnevi’nin Manevi’nin
İhya’nın Mektubat’ın
İstanbul’un Bursa’nın
Diyarbekir’in Konya’nın
Erzurum’un Bağdat’ın Şam’ın
Kahire’nin ve bütün Afrika’nın
Mekke’nin Medine’nin gülleri
Ne tükenmezdir İslam’ın şehirleri”
Böyle anlatılır şehirler Alınyazı Saat’inde. Gökten ayı indirip şehir yapan diriliş şairi, kelimelerden anıtlar yükseltir gökyüzüne. Alınyazımızın anlatıldığı şiirlerde şehirlerden şiirler kurar, şiirlerden şehirler inşa eder inanmış yüreklerimize. Mekke’yle iç geçirir Medine’yle hüzünlenir, Kudüs’le dertleşir, Süleymaniye’ye sığınır İstanbul’la halleşiriz. Ağlar gönlümüz Bağdat’a ulu bir yanışla. Ağlarız, Harun Reşid’in barışını Cüneyd’in gözlerini Geylâni’nin gönlünü, Halid’in zikrini, İmam-ı Azam’ın adaletini barındıran Bağdat’a… Sonra Semerkant’tan kalkıp gelmiş erlerin gözüyle görürüz her yeri. Camileri mezarlıkları çeşmeleri sebilleri, hep o derviş gönlüyle gezeriz. Nurdan kelimelerle nakış nakış işlenir içimize şehirler.
Sezai Karakoç’un hangi kitapları sizi çok etkiledi?
İstisnasız hepsi. Mübalağa etmiyorum. Okuyanlar bana hak verecektir. Her okuduğumda yeni bir heyecan duyuyor yeni şeyler öğreniyorum. Allah O’ndan razı olsun.
RÖPORTAJ:ALAADDİN ALADAĞ
Sorry, the comment form is closed at this time.