ROKOKOYU YENİDEN YAZDI!
1925
wp-singular,post-template-default,single,single-post,postid-1925,single-format-standard,wp-theme-bridge,bridge-core-1.0.5,ajax_fade,page_not_loaded,,qode-title-hidden,transparent_content,qode-theme-ver-18.1,qode-theme-bridge,disabled_footer_bottom,qode_header_in_grid,wpb-js-composer js-comp-ver-6.0.2,vc_responsive

ROKOKOYU YENİDEN YAZDI!

Geçtiğimiz günlerde Yazar Gülsüm Tuğba İlhan’ın yeni eseri Rokoko’nun lansmanı, Çırağan Sarayı ’nda gerçekleştirildi. Kitapseverlerin ve sanat dünyasından birçok ünlü ismin yoğun ilgi gösterdiği lansman, edebiyat ve kültür çevrelerini biraraya getirdi. İlhan, geçtiğimiz aylarda okuyucuyla buluşan ve alanında bir ilk olma özelliği taşıyan “Rokoko” kitabıyla yüzyıllar öncesinin süsleme dilini 21. yüzyılın estetiğiyle yeniden yorumluyor.

Gülsüm Tuba İlhan kimdir? Hayat Hikâyenizden biraz bahsedebilir misiniz?

Kendimi tezhip sanatçısı olarak tanımlıyorum. Ama farklı bir tezhip sanatçısı. Klasik tezhipten sağlam bir temel, rokoko sanatından güçlü bir ilham alarak yepyeni bir üslup inşa ettim. Rokokonun 21. yy Türkiye’sinde canlanıp sevilmesine vesile olan bendeniz Tuba Asiltürk İlhan.

Geleneksel değerlerin belirleyici olduğu bir aile ortamında büyümenin sanatla kurduğunuz ilişkiyi nasıl şekillendirdiğini düşünüyorsunuz? Bu atmosfer tezhip sanatına yönelişinizde nasıl bir zemin hazırladı?

Çocukluğum geleneksel–dini kuralların hakim olduğu bir ortamda geçti. Babam ve annem dini ilimlerle meşgullerdi. Ben de bu meyanda imam-hatip, ilahiyat eğitimleri alarak tam bir hoca hanımefendi olarak yetiştirildim. Kader beni hep dini bir çizgide tutmaya çalıştı. Fakat içimde yatan şey bambaşkaydı..

Aileden taşıdığınız estetik ve kültürel miras ile rokoko gibi daha hareketli ve süslü bir üsluba ilgi duymanız arasında bir dönüşüm süreci yaşandı mı?

Yapısal olarak hastalık derecesinde titiz, beğenme sıkıntısı olan aşırı duygusal derinlikli bir yaratılışım var. Çocukluğumdan beri kendimin, bu durumların çok farkındaydım. İçimde coşan şeyleri görüyordum. Bir yandan ailemin geleneksel katı tutumu, diğer yandan hiçbir kalıba sığmayan yaratılışım. Parmaklarımın ucundaki güç beni sürekli zorluyordu. Ve ben 19 yaşında, çiçeği burnunda bir üniversite öğrencisi iken Tezhip kursuna yazıldım. Sonra yollarımız üstadlarım Nilüfer Kurfeyz– Selim Sağlam hocalarımla kesişti. Sanattaki doğuşumu, varoluşumu burada gerçekleştirdim.

 Sanat yolculuğunuzda aileden gelen ölçü, sadelik ve disiplin anlayışının bugün ürettiğiniz rokoko etkili tezhiplerde nasıl izleri var?

Öncelikle her sanat dalında olduğu gibi ben de ciddi ve ağır bir klasik tezhip tedrisatından geçtim. Bu gerçekten meşakkatli bir süreçtir. Sabrın, iradenin, sebatın sınırlarını zorlar. Zaman ilerlerken bu sürecin bana, ailemin katı kurallarını tekrar yaşattığını hissettim. Kendime başka bir yol bulmalıydım. Bu yol benim kendim olmama, hayal gücüme, yaratıcılığıma otantik olmama izin vermeliydi. Rokoko’nun özgür dünyasına açıldığım bu süreç hayatımın en güzel yol ayrımı oldu. Kimsenin gitmediği bir yola saptım.

 Rokoko yorumunuzun, tezhip sanatının yerleşik sınırlarını tartışmaya açtığı söylenebilir. Sizce geleneksel sanatlarda sınırları korumak mı yoksa yeniden yorumlamak mı daha kıymetli?

Eskiden, bundan bir 15–20 sene öncesine kadar geleneksel sanatlarımızda sınırları korumak, tabiri caizse yoldan çıkmamak çok önemliydi. Son 10 yıldır  yeni yorumlara daha anlayışla bakılabildiğini ve o tutucu tavrın yumuşadığını görüyorum. Olması gereken de buydu. Zamanın enerjisi, ruhu değiştikçe her şey dönüşür. Sanat da bu değişimden nasibini alıyor, almalı da… Fakat ben tamamen farklı bir yola sapmıştım. Bu çıkışım klasik camia tarafından pek hoş karşılanmamıştı.

Rokokonun yoğun süsleme dili ile tezhibin dengeli kompozisyon anlayışı arasında zaman zaman gerilim oluşabilir. Bu gerilimi bir risk mi yoksa üretken bir alan mı olarak görüyorsunuz?

 Rokoko’nun cesur, cüretkar, gösterişli tarzı klasiğin ağırbaşlı üslubuna bir tehdit gibi algılandı ilk başta. İnsan beyni  pek çok alanda olduğu gibi sanattaki değişimi ve gelişimi de olumsuz karşılayabiliyor. Herhalde benim tezhip sanatında geliştirdiğim bu yeni “Rokoko” tarzı bazılarına kendilerini yetersiz ve bilgisiz hissettirdi. Başarı bir tehdit olarak algılanabiliyor maalesef. Fakat 21. yy’da tezhip sanatında birinin bu devrimi yapması, sanatımıza yeni kan olması gerekiyordu. Bu farkındalık ve bilinçle Rokoko tezhibinin kurallı, kaideli, anlaşılır bir kaynak kitapla yeniden yapılandırılması gerekiyordu. Bu da bu konuya gerçekten kafayı takmış, sanat hayatını bu üsluba adamış biri olarak bana düştü. Kalbimi ve ruhumu Rokoko’nun dünyasına döktüm.

Allah (C.C.) istek ve gayretimi gördü, tevfik nasip eyledi ve 2 ay önce alanında bir ilk olan “Rokoko” kitabım piyasaya çıktı.

Rokoko üzerine kaleme aldığınız kitap, tezhip sanatının farklı estetiklerle yeniden okunabileceğini savunan güçlü bir önerme içeriyor. Bu yaklaşımın sanat çevrelerinde nasıl bir tartışma başlatmasını bekliyorsunuz?

Aslında bu konu üzerinde  yıllardır yapılan tartışmalar çoktan anlamsızlaşmaya başlamıştı. Daha Barok ile Rokoko arasındaki farkı bilmeyenlerin bilinçsizce ve kasıtlı yaptığı söylemler ve eleştiriler etkisini çoktan kaybetti. Klasik tezhip elbette başımızın tacı, onu tüm incelikleriyle icra eden yüzlerce sanatkârımız var. Fakat Osmanlı sanatının 18–19. yy incisi Rokoko sanatı günümüzde ihmal edilmişti, şanına yakışır bir canlanmayı hak ediyordu ve öyle de oldu.

Ne gariptir ki sanat çevresi sizi sevdiği için değil, kendinden bir parça gördüğü için kabul eder. Fark yaratmaya başladığınız an huzursuzluklar, tefrikler başlar… Bu tefrikleri tebriğe çevirmek de benim için ayrı bir başarı oldu.

 Kitabınızda rokoko üslubunu tarihsel bir dönem anlatısının ötesine taşıyıp güncel bir üretim dili olarak ele alıyorsunuz. Bu, tezhip sanatında yeni bir bakış açısının kapısını aralayabilir mi?

Rokoko tezhibini öğreten bir “meşk” kitabı olan bu kaynak, hakikaten günümüz klasik sanatına yeni bir bakış açısı, taze bir kan. 26 yıllık tezhip mirasımı içinde topladığım ve tamamen sanatseverlerin faydasını gözeterek yazıp çizdiğim kitabım çıktığı günden beri büyük bir beğeni ile karşılandı. Yorumlar, geri dönüşler öyle güzel ki, şimdiden tezhip sanatına gönül veren pek çok kişi kitabın sayfalarını takip ederek bu harika sanatı öğrenmeye başladı bile. Ben de yılların emek ve yorgunluğunu bu güzel haberler ile  şükre çeviriyorum.

Rokoko kitabınızı bir araştırma çalışması mı yoksa kendi sanat pratiğinizi teorik olarak temellendiren bir metin mi olarak görüyorsunuz?

Bu kitap daha önce yazılan, Barok ve Rokoko adıyla anılan, dönem araştırması, yüksek lisans veya doktora tezi gibi teorik–akademik bir çalışma değil. Böyle araştırmalar zaten var. Benim Rokoko kitabı yazmaktaki hedefim tamamen farklı. Bunu kitabımın 16. sayfasında şu şekilde izah ediyorum.

“Kökleri geçmişe dayanan, uçları ise yeniden yeşeren bu tarzı herkesin kavrayabileceği bir dille yazıp çizmek, tarihe kalıcı bir iz bırakmak , sanatıma duyduğum saygının bir göstergesidir. Maksadım, pek çok medeniyetin sanatına ilham olmuş akantus yapraklarını en estetik haline ulaştırmak, Rokoko tezhibini öğrenmek isteyenler için ortak bir dil oluşturmak ve 21. yüzyıl tezhip sanatımıza yeni bir ufuk açarak medeniyetimizin gelişimine katkıda bulunmaktır”

 

Bu kitabın, tezhip sanatında yeni bir yönelim ya da ekol tartışmasını tetikleme potansiyeli olduğunu düşünüyor musunuz?

Rokoko tezhibi için “meslek” kaynağı olan bu kitapta; yapraklardan başlamak suretiyle pençler, deniz kabukları, çelenkler, kurdeleler, vazo-sepet ve gondollar , kafesler, buketler gibi pek çok başlık altında bu öğelerin nasıl çizildiğini, altınlanıp boyandığını gösterdim. Hem atölyemde bilgilerimi aktardığım talebelerim, hem hoca olan talebelerimin talebeleri, hem de kitabımı alıp çalışmaya başlayan yüzlerce, binlerce sanatkâr rokoko tezhibinde kendilerine has yeni yeni yollar bulacak. İlk defa benim rasyonel bir zemine oturttuğum Rokoko üslubu, nesiller boyu böyle aktarılarak devam edecek inşallah.

 

Bugün geriye dönüp baktığınızda, rokoko kitabınızda özellikle tartışmaya açılmasını istediğiniz veya yeniden yazmak isteyeceğiniz bir bölüm var mı?

3 yıla yakın bir sürede tamamladığım kitabımda daha çok bilgi ve detay vermek istediğim hususlar var elbette. Sanatın sonu yok. Sanatın herhangi bir dalını iki kapak arasına sığdırmak zaten mümkün değil. Şekiller ve çizimler sonsuza dek çoğalıp gidiyor çünkü. Bize kalan; konu başlıklarını belirleyip en önemli çizim ve kompozisyonları örnekleriyle göstermek, muhataba sağlam bir temel oluşturmak. Kitabım bu amaca hizmet eden yegane kaynak oldu, çok şükür. Belki birkaç sene sonra bunların üstüne koyacağımız teknikler hakkında konuşacağımız 2. bir kitap olur. Şimdiden bu güzel niyetle çalışmaya koyuldum. Gayret bizden, tevfik Allah’tan.

 

Röportaj: ALAADDİN ALADAĞ

No Comments

Sorry, the comment form is closed at this time.