21 Ara Sanatının Çok Yönlü Kâşifi!
Çağdaş ebru tekniğinin mucidi, kar üzerine resim yapan ilk sanatçılardan olan ve dijital sanatın öncüsü Yücel Dönmez ile geleneksel ile dijital arasındaki köprüleri, yüksek sanatı ve piyasa eleştirilerini konuştu.
Yücel Dönmez Kimdir? Hayat Hikâyenizden biraz bahsedebilir misiniz?
Yücel Dönmez 1946 Kars doğumlu ve bir yaşından itibaren Erzurum’da, liseyi bitirdikten sonra İstanbul’da yaşamaya başladı. 1974 yılında Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okuluna birincilikle girdi ve mezun oldu. Yücel Dönmez, ülkemizin dağcılık tarihindeki ilk milli dağcımızdır ve kayak sporunda da yarışmalara katıldı. 2012 yılında Dünya Kayak yapan Gazeteciler şampiyonasında yarışarak kayak sporunda da milli forma giymiş oldu.
“Çağdaş ebru” olarak da anılan Contemporary Marbling tekniğini nasıl geliştirdiniz? Geleneksel ebru sanatından hangi yönleriyle ayrılıyor?
Ebru yapmayı bilmem. Akrilik boyalar ile aynen ebru da olduğu gibi boyanın akıtma tekniğine uygunluğunu tespit ettim ve kendi tekniğimi kurarak, bu konuda da özgün bir üslup ve teknik geliştirmiş oldum… Geleneksel ebru su üzerinde çalışılırken, benim yaptığım resimler direkt olarak tuvalin veya kâğıdın uzerine uygulanıyor.
Teknik kendi buluşumdur. 1987 Temmuz ayında Chicago Art Enstitü müzesindeki sergi ve performanslarım ile ilk defa teknik ve üslubumu tanıttım. 11 yıl Illinois eyaletindeki okullarda 70 bin öğrenci ve 20 bin veli ile workshoplar yaptım ve tekniğin ilk uygulamaları giderek tüm dünyaya yayıldı, Şimdilerde çalıştığım resimlerimde teknik ve üslubunun özel kısımlarını kullanıyorum ve sırrı paylaşmadığım için pek taklit edilemiyor…
Dünyada kar üzerine resim yapan ilk sanatçılardan biri olarak bu fikrin nasıl doğduğunu anlatır mısınız?
Kar Resmi konusu benim kayak sporculuğumdan gelen bir inovasyon oldu. Kayak yarışlarında slalom sopalarının yerini saptamak için kullanılan özel boyanın akrilik olduğunu öğrendim ve kar resmi fikrim böyle doğdu.
Dijital kolaj ve video yerleştirmeleri de üretiyorsunuz. Geleneksel ile dijital arasındaki bu köprüyü nasıl kuruyorsunuz?
Dijital teknoloji ile 1988 yılında tanıştım ve o zaman Chicago’da bulunuyordum. 2001 yılında Berlin’de Vestel firmasının daveti ile, Dünya Elektronik fuarında dijital video çalışmalarım sergilendi. 2001 yılında Ankara’da ilk dijital kişisel resim sergisini açtım ve sergi Ankara rehberinde reklam oldu ayrıca kataloğu da yayımlandı. Bu sergi, dünyada ilk dijital kişisel sergi olarak kabul ediliyor. Çünkü o tarihe kadar dijital resim konusunda kişisel bir sergi yapılmamıştı… Şimdilerde ise yapay zeka ile çalışmalar yapıyorum ve kendi gelenekselden çağdaşa taşıdığım üslubumu, yapay zeka ile harmanlayarak, uzun videolar yapıyor resimler üretiyorum. Bu çalışmalarım da dünyada yapay zeka ile pek yapılmamış olan sanatsal çalışmalardır. Özgünlüğü, hem benim kendi özgün teknik ve üslubuma uygun olması ve hem de videoları çok uzun yapabilmem…
Eserlerinizin zaman zaman kavramsal ve tartışmaya açık bulunduğunu biliyoruz. Sizce sanatın tartışma yaratma gücü neden önemlidir?
Çatalhöyük sergisi için özel olarak yaptığım çalışmada hem neolotik çağın özelliklerinden örnekler ve hem de benim gelenekselden çağdaşa taşıdığım sanatsal çalışmalarım yer alıyor ve video 8 buçuk dakika. Oysa yapay zeka ile henüz 8-10 saniyelik videolar sanatsal anlamda veya hobi amaçlı üretilebiliyor. Benim yaptığım, sanatsal bakışım ile yapay zekayı kendi isteğim doğrultusunda idare edebilmemdendir ve bu videolar tek programla değil bir çok programı kullanmam ile ortaya çıkmaktadır.
Görsel sanatlar ile uğraşan sanatçı mutlaka yüksek sanat yapmak durumundadır. Yoksa gerçek bir sanatçı örneği orttaya koyamaz. Bugün ülkemde sanat piyasasında çok değerli gibi gösterilen çalışmalara baktığımızda, dekoratif, sanki hobi amaçlı gibi yapılmış fakat oldukça ustalık gösteren işler görüyoruz. Sanata yatırım yapanlar ve koleksiyonerlerin bir kısmı, albenisi olan eserleri iyi bir sanat örneği gibi gördüklerinden, bir türlü ülkemizde gerçek sanat adına örnekler ön plana çıkamıyor…
Görsel sanatlarda sanat eserinin okunması sadece sanat eserine bakarak zevk almakla ölçülmüyor. Sanat eserinin ne anlatmaya çalıştığı veya felsefesinin çıkış noktasını anlayabilmek en azından bu anlamda yorum getirebilmek önemlidir. Sanatçı eseri ile toplumlara mesajlar sunar bu yüzden gerçek sanatçının ortaya koyduğu ve yüksek sanat değeri olan çalışmalar, yüzyıllar ötesine de mesajını götürebilir…
Çalışmalarınızda bazen doğayı, bazen dijital alanı tuval gibi kullanıyorsunuz. Sizce mekân sanatın bir parçası mı, yoksa sadece zemin mi?
Benim gelenekselden yola çıkarak çağdaşa yorumladığım tavrım ile, bulunduğumuz coğrafyadan çok farklımedeniyetlerin geçmiş olduğunu ve bu medeniyetleri sentez olarak sanatsal açıdan ele aldığımızda, geçmişle bugünü yoğurarak çalışmaktan öte bir amacımız olmuyor. Bugün ülkemizde sadece kavramsal açıdan çalışma yapan sanatçılar ile, tuval veya yüzey sanatçıları ikiye bölünmüş durumda. Bu durumu yaşatanlar ise, adlarına müze(!) denilen Arter ve Salt gibi kuruluşlar ki bunlar, kendi destekledikleri grupların dışındaki sanatçılardan bir yerde uzak duruyor ve onları aralarına almak istemiyorlar… Benin gelenekselden çağdaşa dayatmam ise bu tür grupları ve belli kesimleri rahatsız etmektedir. Örneğin İstanbul Modern müzesine benden eser yok fakat Elgiz müzesinde var çünkü Elgiz müzesi gerçek müzecilik anlayışı ile araştırma yaparak müze koleksiyonuna değerli, eser katma çabasını güdüyor.
Türk kültürünün hat, ebru, süsleme gibi öğelerini batı sanat pratikleriyle harmanlarken nelere dikkat ediyorsunuz?
Şunu belirtmek isterim, ben dünyada kar üzerine resim yapan ilk sanatçı olarak dünya sanat tarihine mal olmuşum. Land Art yani arazi sanatı görsel sanatlarda 1968 yılından başlamış bir kavramdır ve benim kar resmini yaptığım yıllar da bu sanatın başladığı yıllar ve haberim olmadan arazi sanatı yapmışım… Daha sonra 1974 yılında Kaçkar dağlarının Kuartat adı verilen bir vadisinde 11 kaya heykel çalışarak onları bir armoni halinde vadide yerleştirdim ve adına da Doğa Düzenlemesi dedim. Yani sanatçı ile doğanın birliktekliği. Bu çalışmam da enstelasyon denilen yerleştirme sanatının dünyada yapılmış olan ilk büyük etkinliğidir ve 1975 Milliyet sanat dergisinin Ocak sayısında Zeynep Oral’ın röportajıyla yer aldı.
Kar resmi çalışmamın 1975 yılındaki sponsorlu çalışması Uludağ’da oldu ve TRT den Neslihan Güvence ekibi ile çalışmayı izledi ve Sanat Çevresi programında yayımladı. O zaman renkli, televizyon ülkemizde olmadığı için, halk delinin biri dağı kömürle boyamış diye espri yapıldı… Oysa o tarihlerde ülkemizde görsel sanatları bilen deneyimli sanat yazarı ve eleştirmenler olsaydı, yaptığım çalışmalar ülkemizin dışına da duyurularak, sahip çıkılırdı… Sanatçının ülkemizdeki kaderi sahip çıkılmaması…
Şimdilerde İstanbul metro istasyonlarında 46 çalışmam ve Anadolu Adalet sarayında onlarca çalışmam bulunmaktadır. Yani İstanbul’un çağdaş sanat koleksiyonunu meydana getirmişim fakat açılan fuarlara nedense galeriler veya fuar yönetimleri tarafında davet edilmiyorum. Bunun nedeni ise görsel sanatların paraya endekslenmiş olması, ve bu sanat dalında bu yüzden ülkemizin önünün kapatılmış bulunmasıdır… Bugüne kadar yıllardır bienaller yapılır fakat bienallerden bir yerli star sanatçı yaratamadılar.
Amerika ve Türkiye’deki sanat ortamlarını deneyimlemiş biri olarak, iki kültürün sanat anlayışlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ülkemizdeki sanat piyasasının sözde uzmanlarına sorduğuınuz zaman, İslamda sanat günah olduğu için ülkemiz çağdaş sanatta geri kaldı. Oysa, ben ebru, hat, kaligrafi, süsleme sanatı ve Anadolu’da bulunmuş olan, Bizans, Ceneviz gibi medeniyetlerden de yararlanarak, ortaya özgün çalışmalar çıkarıyorum ve ülkemiz dışında da çok ilgi görüyor. Çünkü sanatçı bulunduğu coğrafyayı inkar etmeden sanatına almayı becerirse o sanat önemli olur. Ayrıca Türkiye de yani, geçmişten beri incelediğimzde, minyatür sanatının Batılı sanatçılara ilham olduğunu ve
minyatürden, hat sanatından, ebrudan aldıklarını çağdaş sanatta kullandıklarını görüyoruz. Düne kadar el sanatları dedikleri objeleri bugün çağdaş sanat olarak yorumlayan Batı, bizim geçmişimizden gelen sanatsal çabalarımızı inkar edemez ve Türkiye geleneksel sanat anlayışı ile çağdaş sanatta da yerini almıştır. Anne annelerimizin yaptığı el işleri bile çağdaş sanat alanında bugün değer kazanmıştır…
Amerika’da görsel sanatlar büyük boyutlar ve popülist çalışmalar ile kendine özgü bir sanat platformu ortaya koymuştur. Bunda kapitalizmin de büyük etkisi vardır ve bugün görsel sanatlarda Amerika veya dünyanın diğer ülkeleri kapitalizmin etkisi altında sanatı sadece ticari anlamda ele alarak, gerçek sanatın çok küçük boyutlarda kalmasına yol açıyorlar…
Sanat yolculuğunuzda sizi en çok değiştiren, dönüm noktası saydığınız bir an var mı?
Sanat yolculuğumda beni etkileyen çok farklı dönemler olmuştur. Ne zaman ki yeni bir şey ortaya koyuyorsan o an benim için yeni bir dönem oluyor ve yaptığımın heyecanı sağlığımı da olumlu yönden etkiliyor ve bu yüzden sanatımın nüfus cüzdanımı rafa kaldırdığına inanıyorum…
Genç sanatçılara, özellikle geleneksel ile çağdaşı buluşturmaya çalışanlara ne önerirsiniz?
Genç sanatçılara önerim, Anadolu’yu çok kapsamlı araştırmaları ve geçmişimiz ile bugünün sentezini çağdaş açıdan ele almalarıdır ki, bunu yaparlarsa sanatta ilklere de imza atabilirler, Yabancı örnekleri incelesinler ve geleneksel sanatlarımız, Anadolu’dan geçmiş olan yaşam, medeniyetler ve özellikleri, geçmişteki aile yapısı ve insanların odaklandıkları noktaları v.s. Metafizik ve Materyalist açıdan yapılacak olan araştırmalar ile sanatta gerçek dengeyi tuturabileçeklerine inanıyorum…
Önümüzdeki dönemde sizi en çok heyecanlandıran yeni sanat projeniz ya da seriniz nedir?
Önümüzdeki dönemde ülkemiz sanat kurumlarından ilgi bekliyorum ki ortaya koyduğum özgün video çalışmalarımı ben de çok büyük alanlarda sunabileyim. Örneğin İstanbul büyük hava limanı veya o tür alanlara konulacak olan dev led ekranlarda, yayımlanacak ve sürekli dönecek video çalışmaların, görecek olan yabancıları da heyecanlandıracağı ve ülkemiz sanatı adına nasıl bir yenilik ortaya koymuş olduğumuz anlaşılacaktır.
Yani başta ülkemizin sanatsal açıdan çalışan devlet kurumlarından ve devletin destek vererek gerçekleşmesini sağladığı adlarına müze denilen kuruluşlardan… Devlet bu kutuluşlara vergı muafiyeti ve bir çok kolaylıklar sağlıyorsa, bu kuruluşlar da ülkemiz sanatının önünü açacak olan projelere duyarlı olmalıdırlar. Sonuçta yapıkları kamusal bir görevdir…
Röportaj: ALAADDİN ALADAĞ
Sorry, the comment form is closed at this time.