28 Oca Yerin Altındaki Zenginlik
Karatay ilçesine bağlı Yağlıbayat Mahallesi’nde bulunan ve en erken MÖ 4. Yüzyıla ait olduğu düşünülen tarihi kalıntılar gün yüzüne çıkarılıyor. Savatra Antik Kenti ve çevresinde araştırma başkanlığı yapan Dr. İlker Işıklı, yapılan çalışmaları, çalışmalarda elde edilen buluntuları ve bu buluntuların tarihin seyrine etkisini Yenigün’e değerlendirdi.

Dr. İlker Işık kimdir? Biraz hayat hikâyenizden bahsedebilir misiniz?
14 Eylül 1984’te Kocaeli’de doğdum. 1999 yılındaki Kocaeli depremi sonrası memleketim olan Eskişehir’e taşındık. Benim hayatımın dönüm noktası olarak gösterebileceğim en önemli olaydı sanırım. Kendimi sorguladığım ve amacımın ne olması gerektiğini tartıştığım bir evreydi. Daha sonra bir hastalık sonucu babamı kaybettim ve kendi ayaklarım üzerinde durmam gerektiğini o günlerde idrak etmeye başladım. Hayal ettiğim meslek olan Arkeoloji’yi 2002 yılında kazandım. Son yılıma kadar Selçuk Üniversitesi’nde daha sonra ise Erasmus programı çerçevesinde 2006 yılında Almanya’nın Freiburg Üniversitesi’nde lisans eğitimimi tamamladım. Yurt dışına gitmek benim için önemli bir deneyim oldu. Bu kısa süre zarfında farklı bir bakış açısı kazandım diyebilirim. Lisans ve yüksek lisans eğitimlerim sırasında, İngilizce ve Almanca’nın yanı sıra Latince ve Hititçe eğitimleri aldım. 2008 yılında Kültür Varlıklarını Koruma ve Onarım Bölümü’ne Araştırma Görevlisi olarak başladım. Hocam bana fizik ve matematik çalışmam gerektiğini söyleyene dek her şey yolunda gidiyordu! (Bu arada bu sözü söyleyen ve bu alanda yetişmemi sağlayan Prof. Dr. Ahmet Adil Tırpan hocama minnettarım.) Aklımda arkeolojinin yeni bir perspektifle irdelenmesi vardı; fakat analitik bir yöntemle modernize edilmesi fikri beni hem korkuttu hem de heyecanlandırdı. Daha sonra doktora çalışmaları kapsamında fizik bölümü hocalarım ve Japonya Okoyama Üniversitesi’nden Prof. Dr. Shin Toyoda’nın katkılarıyla Tübitak projesi desteğiyle yürütmüş olduğumuz arkeolojik seramikler üzerinde tarihlendirme ve karakterizasyon çalışmalarını gerçekleştirdik. Bu çalışma ile ESR tarihlendirme tekniğini kullanarak çalışma yapan Türkiye’de tek, dünyada ise ikinci bilim ekibi olduk. Bu çalışmaları ileriye götürmek ve malzeme teminatını sağlayabilmek adına bana bu imkânları sağlayan ve yaşadığım yer olan Konya’da çalışmalar yürütmek istedim. Daha önce Muğla’da Lagina ve İasos kazılarında bulundum. Ancak artık yeni şeyler söylemek lazım diyerek 4 yıldır Konya’nın Karatay İlçesi’ndeki Savatra Antik Kenti ve çevresinde araştırma başkanlığını üstlenmekteyim.

Savatra hakkında bilgi verebilir misiniz?
Savatra benim için yorganın altına saklanmış ve onu bulmamı isteyen bir çocuk gibi geliyor. İçerisinde barındırdığı binlerce yıllık birikimi tarihsel dokuyu ve gizemi Anadolu’nun bağrına gömen bir yerleşim yeri. Bölgeyle ilgili ön çalışmalar yaptığımızda bu denli hayret verici sonuçlar ummamıştık. Başladıktan sonra ise burası Bozdağ’ın ihtişamlı tepelerinde çay içip zaman makinesine binerek beni geriye götüren bir mistik mekâna dönüştü. Kentin içeriğinden kısaca bahsetmem gerekirse Konya Ovası’nı doğudan gelebilecek saldırılara karşı koruyan ve ağ üzerinde birçok kale ve kulenin bulunduğu bir kale kent. Ayrıca çok katlı yeraltı dehlizleri ve antik yolları ile küçük bir Ürgüp. Roma lejyon birliklerinin konuşlandığı ve yaptığımız çalışmalar doğrultusunda yerel kültürünü İspanya’ya dek ulaştıran bir yerleşim sahasıdır Savatra. Roma dönemindeki ihtişamı sebebiyle Savatra daima teveccüh görmüştür. Ege ve Akdeniz’de sıkça rastladığımız antik bir tiyatroya sahiptir. Bununla birlikte prehistorik devirlere kadar uzanan büyük bir höyük yapısı bulunmaktadır. Antik yazarlardan Strabon’un belirttiğine göre ticaret kervanlarının geçiş noktası olan ve dünyanın en derin su kuyularına sahip bir kenttir. Ticaret ve asayişin bir arada olması Savatra’yı zengin bir kent yapmıştır. Askeri savunma hattında bulunmasından ötürü Roma’nın Via Sebaste yolu buradan geçmekteydi. Bu sayede gerek askerler gerekse tüccarlar buradan güvenli bir şekilde ulaşım sağlamıştır.

Savatra Roma’dan Selçuklu’ya ve Osmanlı’ya kadar niçin önemli bir merkez?
Savatra Roma İmparatorluğu zamanında bir garnizon kenti iken Bizans Dönemi’nde Hristiyanlığın bayraktarlığını yapan bir piskoposluk merkezine dönüşmüştür. Değerini hiçbir zaman yitirmediği için her dönem farklı bir misyonla tarih sahnesinde yer almıştır. Öyle ki, yaptığımız çalışmalarda Selçuklu fetihleri öncesi gelen Türklere ait izler bulduk. Muhtemelen Bizans orduları bünyesinde lejyon vazifesi gören Türklere ait yazılı bir kaynak olabilir. Yine yapmış olduğumuz yüzey araştırmalarında Anadolu’nun en geniş antik yol ağını yine bu bölgede keşfettik. 3’er metrelik çift şeritli olan 6 m. genişliğinde bir yol düşünün. Bu bugüne kadar bulunan en geniş yol ağı aynı zamanda. Ortaçağ’da ipek yolunun bir parçası olarak kullanılmış ve çevresine Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden kalma hanlar inşa edilmiştir. Savatra’nın Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde işlevselliğini devam ettirdiğini gösteren bir başka etmen ise mermer ocaklarıdır. Bu yıl keşfetmiş olduğumuz mermer ocaklarında kimyasal analiz çalışmalarına başladık. Ön araştırmalarımız doğrultusunda kaplan postu olarak tabir edilen bu mermerlerin Şerafettin Camii ile Selimiye Camii gibi ecdadımıza ait eserlerin yapımında kullanıldığını öngörmekteyiz. Bu da Savatra’yı yakın zaman dilimlerine kadar ne denli önemli bir yerleşim alanı olduğunu gösteren kıymetli bir emaredir.

Savatra kendi adına para basmıştır bu konuyla ilgili bilgi verir misiniz?
Savatra’da M.Ö.1 yy.dan itibaren bir darphaneye sahip olduğu belirtilmektedir. Bir kentte darphanenin varlığı otonom (yerli) bir yönetim anlayışını işaret eder. Buna sebep olan birçok faktör bulunmaktadır. İlk olarak Savatra Frig kültürüne mensup yerel unsurları yüksek bir kenttir ve dağlık bir havzanın bulunduğu bir coğrafyada bu kimliğini muhafaza etmiştir. Bu yerel unsur ile beraber antik dünyada Galatia ve Lykaonia arasında bir sınır kenti olduğu için bir uç beyliği gibi özerk bir konum elde etmiştir. Tüm bunlardan dolayı Savatra kendi içinde yönetim mekanizması kurmuş olan önemli bir antik kent konumuna kavuşmuştur. Kent üzerinde bulunan tiyatro aynı zamanda bir meclis binası işlevi görmekteydi. Kentin MÖ 1. yy.da kendi sikkelerini bastığı ve Grekçe ΣΟΑΤΡΕΙΣ olarak yazdığı bilinmektedir 20. yy. araştırmacılarından olan Ramsay’a göre Roma’nın imparatorluk döneminde Savatra’nın Traianus Dönemi’nden (M.S. 98-117) beri bir darphaneye sahip olduğundan ve Antoninus Pius Dönemi’nde sikkeler üzerine Lykaonia Birliği yazısının eklendiğinden bahseder.

Bugüne kadar antik kentte ne gibi kalıntılar bulundu?
Antik kent üzerinde görülebilen yapılar kale ve kuleler, tiyatro, höyük ve höyük üzerindeki kilise kalıntısı ile kentin birçok noktasında yer alan nekropol alanlarıdır. Bunların dışında darphane, nymphaeum (anıtsal çeşme), hamam ve tapınak kompleksi var ise de yeri konusunda net bir şey söylenememektedir. Modern yerleşim sahasının kuzeyindeki 1,5 km uzunluğundaki kırk kuyular adı verilen su tüneli ile kent yerleşiminin altında yer yer tespit edilmiş olan sığınaklar bulunmaktadır.

Bulunan bu eserler bir müzede sergileniyor mu? Savatra çıkan eserler sergilemek için bir müze kurulması düşünülüyor mu?
Yazıt ve stellerin bir kısmı daha önce Konya Arkeoloji Müzesi’ne getirilmiştir. Ayrıca birçok heykeltıraşlık eser halk tarafından teslim edilmiş ve bu çıkan eserler nedeniyle 1984 yılında müze müdürü İsmail Karamut başkanlığında bir sezonluk kurtarma kazısı gerçekleştirilmiştir. Savatra Antik Kenti çevresi bir açık hava müzesini andırmaktadır. Bu eserlerin sergilenmesi için ileride bir teşhir alanı yapılması son derece faydalı olacaktır. Hâlihazırda üniversitemize ait modern bir müze kompleksi olmakla birlikte henüz faaliyete geçmemiştir. Bakanlığın takdirinde böyle bir müzenin Savatra eserleri ile bir cazibe merkezi haline gelmesi gerek Selçuk Üniversitesi gerekse Konya için son derece prestijli olacağı düşüncesindeyim.

Savatra Antik Kenti’ kazasında S.Ü Edebiyat Fakültesi yapılması planlanan kazılar sonucu elde edilecek eserler üzerinde ne gibi analizler yapılacak?
Birkaç aşamada çalışma programı yürütmekteyiz. Bunlardan biri mermer ocakların karakterize edilerek hangi yapılarda kullanıldığını saptamak içindir. Diğer çalışmamız sit alanı üzerindeki toprak analizi çalışmalarıdır. Bu çalışmadaki amaç, başta nekropol (mezarlık) sahalarının tespiti için topraktaki fosfor miktarını bularak kentin yerleşim planını bulmaktır. Bunların dışında İstanbul Üniversitesi Jeofizik mühendisi öğretim üyelerinin katılımıyla jeoradar çalışmaları yürütmekteyiz. Böylece kentin tabanındaki yapı kalıntılarını saptayarak yerleşim planı hakkında somut veriler elde etmeye çalışıyoruz. Planladığımız bir diğer çalışma ise yazıt ve stel gibi antik kentlerin tarihine ışık tutacak eserlerin üzerindeki liken tabakasını temizleyerek tercüme ve tanımının daha iyi yapılabilmesini sağlayacak analiz çalışmalarıdır. Son olarak bir diğer arkeometrik projemiz ise fizik bölümü öğretim üyemiz Prof. Dr. Ülkü Sayın’ın yürütücülüğünde ileride kazı yapılması durumunda ortaya çıkabilecek mezarlardaki iskelet örneklerinin kemik ve diş numuneleri üzerinden analiz çalışmalarının gerçekleştirilmesi üzerinedir.
RÖPORTAJ:ALAADDİN ALADAĞ
Sorry, the comment form is closed at this time.